Kırmızı yanaklı tatlı su kaplumbağası

Kırmızı yanaklı tatlı su kaplumbağalarım (Trachemys scripta elegans)

PRENSES ve PRENS’in SAYFASI

PRENSES, sayfa 8

KAPLUMBAĞA HİKÂYELERİ

- GERÇEK HİKÂYELER -

 

Bu sayfanın internette yayımlanma tarihi: 16.04.2010

BİR KAPLUMBAĞA HİKÂYESİ DAHA

 

KADER’in KADERİ

 

M. Turgay Bora, www.turgaybora.org

(İstanbul, 11.04.2010)

 

HERKESE SELAM! Umarım benim öyküm insanlara bir şeyler ifade eder.

 

Ben bir kırmızı yanaklı tatlı su kaplumbağasıyım. 6,5 milyon yıldır farklı evrim çizgisini izleyerek 3,5 milyon yıl önce oluşumu başlayan, binlerce sene öncesinden beri doğayı hâkimiyeti altına almak için her türlü çabayı gösteren insanlara karşın, benim soydaşlarım 200 milyon yıldır önemli bir değişikliğe uğramadan varlığını bu gezegende sürdürmekte.

 

Şimdiki adım Kader, öncekini bilmiyorum. Henüz beş veya altı aylık bir dişiyim. Kalkanımın, yani bağamın uzunluğu şu an 8 cm. Ülkemde yumurtadan çıkar çıkmaz kendimi Türkiye’de buldum, burada satıldığımda henüz bir aylık bile değildim.

 

Her nedense aylar sonra, mart ayının başlarında satıldığım yere geri götürüldüm; zaten  kaldığım önceki yer soğuk ve barındığım kutu küçücüktü. Beni geri alan akvaryumcu tarafından henüz yeni doğmuş ve satılmayı bekleyen diğer yavruların yanına yerleştirildim. Nihayet suyum önceki gibi soğuk değildi; fakat diğer yavrularla aynı yeri paylaşmam oldukça zordu.

 

Gelip giden insanlar bizlere bakıyordu, sıcak bir elin bana da uzanmasını beklerken tüm eller başka yere, henüz bir aylık bile olmayan hemcinslerime yöneliyordu. Yeni doğmuş onlarca yavrunun içinde en yaşlısı ve büyüğü bendim. O insanlardan biri beni fark etmiş olacak ki parmağını bana uzattı, anladığım kadarıyla ismimi soruyordu, bilmiyorum dercesine ona baktım, sonra her iki elini kafasının önünden uzatarak parmak uçlarını titretmeye başladı. Bana kur yaptığını, beni sevdiğini anlamıştım o zaman. Aradan bir-iki gün geçti, kendimde bir şeylerin normal gitmediğini hissediyordum. Beni tekrardan satacak olan akvaryumcu, bulunduğum yerden beni  aniden çıkartıp içinde çok az su olan küçücük plastik bir kaba yerleştirdi; neden böyle yaptığına bir anlam veremedim.

 

Her gelişinde bana kur yapan o insan bir gün tekrar geldi. Akvaryumcuya bir şeyler fısıldadı, aralarında konuşmaya başladılar. Anladığım kadarıyla akvaryumcu ona; “bu diğerlerinden büyük olduğu için kimse almıyor, akvaryumdaki yeni gelen yavruları ısırdığından ayrı yere yerleştirdim”, diyordu.   Bunu işiten âdemoğlu benim hasta olduğumu, belki de bu nedenle benden daha küçük yavruları ısırdığımı anlamakta gecikmedi. Üzülmüştü ve geldiği gibi geri gitti. Bense bu plastik kutuya mahkûm olduğumu düşünerek kaderime boyun eğmeye mecburen devam ettim; soğuktan korunmak için tüm uzuvlarımı bağamın, kalkanımın içine çekerek büzülmeye başladım.

 

Aradan bir gece daha geçti, dışarıda tekrar güneş doğmuştu, her zamanki gibi nedense benim bir türlü göremediğim güneş… Sıcak bir elin bana uzandığını hissettim. Kafamı bağamdan çıkartıp ona doğru baktım; fakat gözlerime bir şey olmuştu, acıyor ve etrafı pek net seçemiyordum. Hissettiğim tek şey, o an sıcak bir avucun içinde bulunuyor olmamdı. Diğer elini sırtımda gezdirdi, sonra beni içindeki sıcak su torbasının ısıttığı plastik kutuya yerleştirip götürdü. Bense gözlerimdeki şişlik ve kızarıklık nedeniyle nereye götürüldüğümü pek net seçemiyor, kader diyip geçiyordum.

 

Anladığım kadarıyla bir eve girdik, evde sırtımı yoklamaya devam etti, sırtımda bir anormallik hissediyordum zaten, hafifçe kalkmaya yüz tutmuş bağamın ilk pullarını dökememiş, altında su birikmeye başlamış, beyaz lekeler oluşmuştu; zira önceki kaldığım yerde sırtımı, bağamı sürtebilecek bir yer yoktu. Çıkması gereken o pulların kolayca çıkartılmasıyla birlikte sırtımda bir rahatlık hissettim, ardından kuru ve sıcak bir yerde bir müddet bekletilip, içinde her türlü donanımın bulunduğu, bolca ılık su olan bir yere yerleştirildim. Nihayet yüzebileceğim genişçe bir alan vardı; fakat gözlerim acıyor, şiştikçe kapanıyordu.

 

Ertesi gün artık hiç bir şey göremiyordum; gözlerim iyice şişmiş, tamamen kapanmıştı. Ardından içinde daha da sıcak su olan, hissettiğim kadarıyla otuz iki - otuz üç derece olmalı, küçük bir akvaryuma yerleştirildim. Bu insan iki-üç gün boyunca arada bir beni sudan çıkartıp, lamba ile ısıtılan sıcacık, kuru bir kutuya yerleştirerek beni iyice kuruluyor, şişkin gözlerime bir şeyler sürüyor, bir süre sonra beni tekrar bu küçük ve sıcak akvaryuma yerleştiriyordu. Bir ara bana “bununla iyileşmezsen seni veteriner hekim amcana götüreceğim” diye fısıldadı.

 

Tedavim 3 gün sürdü, tekrar görebiliyorum. Gözlerdeki şişlik ve kızarıklık tamamıyla giderilmişti. Ara sıra beni, içinde benim boylarda tam on tane yavrunun bulunduğu akvaryuma yaklaştırıyor, içindekileri bana tanıtmaya çalışıyordu. Daha sonra beni oldukça büyük başka bir akvaryuma yaklaştırdı ve tekrar fısıldadı: “Bak! Bunlar Prenses ile Prens, diğer yavruların anne ve babası”. Acaba ben de bir gün onlar gibi kocaman, doğamın gereği büyük ve mutlu olabilecek miyim?

 

Oldukça büyük bir ailenin yanında olduğumu anladım. Yeni yuvam şimdilik benim için yeterli derecede büyük; nihayet ılık bir suda bir o yana bir bu yana yüzebiliyor, sırtımı bağamı taşlara sürtebiliyor, istediğim an kuru yere çıkıp kurulanabiliyor, alabalık ve gammarus ile besleniyorum. Bu insan bana KADER ismini taktı; “merak etme Kader, suyunun sıcaklığını kademe kademe yirmi sekiz dereceye indirene kadar seni bir iki hafta daha burada tutacağım, ardından diğerleri ile tanışacaksın”, dediğinde o günü iple çekmeye başladım. Beni avucuna alıp “sana iyi bir sahip bulana dek yanımızda kalacaksın”, demesiyle birlikte kafamı bağamın içine çektim; zira ben burada mutluyum.

 

Nihayet diğerleriyle tanışma anı geldi; Kont, Dük, Sultan, Kovboy, Tosun Paşa, Efsane, Papatya, Şehzade, Nartanesi ve Şah ile tanıştım. İlk zamanlar yabancılık çektiğimden onların akvaryumunda onlardan ayrı yüzüyor, yemeğimi ayrı köşede yiyor, böylelikle onların yerlerine saygı gösteriyordum. Bu arada güneş ile de tanıştım; güneşli, sıcak ve rüzgârsız havada diğerleri ile birlikte balkonda bir müddet güneşleniyor, alabalığımı onlarla paylaşıyorum. Kısa bir süre sonra onlarla birlikte bir o yana bir bu yana yüzmeye başladım; yeni arkadaşlarım beni çok çabuk benimsemişti.

 

Bir gün yeni sahibim öfkeli halde eve geldi, beni avuçladı ve “ne oldu Kader biliyor musun?” diyerek anlatmaya başladı:

 

“Size gammarus almak için bugün akvaryumcuya uğradım. Orada bir adam ve yanında 6-7 yaşlarında oğlu vardı. Çocuk küçücük bir kaplumbağa yavrusu istiyordu. Aralarından bir tane seçti, ardından renkli küçücük bir plastik kap ve içine sermek için kimyasallar ile boyanmış rengârenk yapay kumlardan beğendiğini aldı; böylelikle oyuncağı daha renkli, daha da cici görünecekti. Aldıklarını iç içe yerleştirmelerinin ardından mutlu bir şekilde oradan ayrıldılar”.

 

Asıl acı tarafına henüz değinmemişti anlaşılan; zira öfkesi halen dinmemişti, devam etmesini bekledim.

 

“Müşterisinin parasını ödemediğini hatırlatınca, akvaryumcu bana baktı ve ‘senin buradan götürüp de iyileştirdiğin hasta yavruyu, bakamayacaklarını söyleyerek aylar sonra geri getiren bunlardı, yeni yavrunun parasını öncekine saydılar’ diye cevapladı”.

 

Götürdükleri o yavruya acımamak elde değil. Şayet haykırmayı becerebilseydim neyi değiştirirdi ki? Fakat orada olsaydım hangi türden olduğunu, hangi soydan geldiğini bilmediğim o tipik insanlara bir çift lafım olurdu:

 

Cahil insanlar, aptal insanlar!

 

(11.04.2010, www.turgaybora.org)

 

NOT: Bu öykünün internette bu sayfada yayımlanmasından 1 gün sonra, 3 yaşlarında erkek kırmızı yanaklı su kaplumbağası sahibi hayvansever iyi bir aile, ona çok iyi bakacaklarına söz vererek KADER’i sahiplendi. Akşama doğru beni telefonla arayıp, bu zamana dek başka bir kaplumbağa görmeyen kendi kaplumbağalarının da buna çok sevindiğini, KADER’in etrafında saatlerce dans ettiğini belirttiler.  

BİR KAPLUMBAĞA HİKÂYESİ

 

Bu hikâye                                             sitesinden tercüme edilmiştir.

 

KADER

Kırmızı yanaklı süs kaplumbağası hayatını anlatıyor.

Onun kaderi, kaplumbağaların çoğunun kaderini sergilemekte. 

 

MERHABA,

 

Ben bir su kaplumbağasıyım. Bizim bir sürü çeşidimiz var.

 

İnsanlar benim türden olanlara bugün Kırmızı Yanaklı Süs Kaplumbağası adını takmış.

 

Bu arada kaç yaşında olduğumu bilmiyorum.

Belki 10, belki 20 yaşında, belki de daha fazla. Bildiğim tek şey varsa o da hayatım boyunca insanların bilgisizliğinden ve tembelliğinden kaynaklanan çok şeye katlanmak, her şeye boyun eğmek mecburiyetinde kalmış olmamdır.

 

Bu nedenle öykümü sizinle paylaşmak istiyorum:

 

Hemcinslerimden çoğu, doğmuş olduğum yer olan Amerika’da doğa ile baş başa, tabiatın kucağında hür olarak yaşamakta. Fakat ben hür yaşamayı tanımadım, hürriyet nedir bilmiyorum.

 

Ben, binlerce yumurtanın kuluçkaya yerleştirildiği bir kaplumbağa üretim çiftliğinde, o yumurtaların birinden çıkarak dünyaya geldim.

 

Yumurtadan çıkar çıkmaz insanlar yanıma geldi ve beni diğerleriyle, bir sürü kaplumbağa yavrusuyla birlikte bir kutuya kapadılar. Bizleri bir çeşit uykunun sardığı kutunun içi soğuktu. Ne susuzluğu ne de açlığı hissediyorduk, küçük kalplerin atışları gittikçe zayıflamıştı.

 

Ardından bizleri çeşitli ülkelere götürecek olan uzun bir yolculuk başladı. İçinde bulunduğum, bir sürü hemcinslerim ile birlikte barınmaya çalıştığım kutu Almanya’ya geldi, gümrük işlemleri başladı. Burada, yani Almanya’da satılacakmışız; fakat içimizden çoğu bu uzun ve sıkıntı içinde geçen zorlu yolculuğa dayanamadı.

 

Ben hayatta kaldım ve ilk kez suda yüzmeme izin verildi. Fakat güneşlenmek, kendimi ısıtmak ve kurutmak için hiçbir olanağım yoktu.

 

Bana verilen yer çok küçüktü, hemcinslerimden kimi bu küçücük yerde hiçte iyi değildi. Kavga etmeye, birbirlerini ısırmaya başladılar, kimi bu yüzden öldü.

 

Günün birinde hayvan satıcısına bazı insanlar geldi, bize bakıyorlardı ve hemencecik bizlere âşık oldular. Edebiyat yapmıyorum; zira biz gerçekten küçücük ve zariftik, ayrıca çok tatlı yeşil renkte kalkanlarımız, panzerimiz vardı. Bir gün ben de satıldım, yeni bir evim oldu. Beni, içinde su bulunan küçücük bir kaba koydular, bu plastik kabı pencerenin yanına yerleştirdiler. İnsanlar bunu güzel ve benim için yeterli bulmuştu. 

 

İştahlı bir kaplumbağa olarak zamanla büyüdüğümden bu kabın bana daha da dar gelmesi uzun sürmedi. İnsanlar burada ilk kez bakışlarını değiştirdi, yüzlerini çevirdi, ardından yakınmaya başladılar; zira benim için büyükçe bir akvaryum almaları gerekiyordu.

 

Yaşım ilerlediğinden bağamın rengi de değişmeye başladı, yeşilden kahverengiye dönüştü. İnsanlar bunu artık cici bulmuyordu. Bundan böyle onların gözünde “şirin ve tatlı şey” değildim.

 

Nasıl olacaktım ya? Nihayetinde ben yarı yetişkin bir kaplumbağayım artık.

 

Böylelikle yıllar geçti ve gittikçe büyümeye başladım; buna bağlı olarak pisliklerim de tabiatıyla artmaya başladı tıpkı insanlarda olduğu gibi, etrafım daha fazla kirleniyordu. Burada insanların bakışları ikinci kez değişti, ikinci kez yüzlerini çevirdiler ve beni artık istemediklerine karar verdiler. Onlara yük olmuştum.

 

Şimdi sıra, bir kış günü beni bir kovaya atarak uzakça bir yere götürmelerine geldi. Su birikintisi gördükleri ilk yerde beni kaderimle baş başa bıraktılar. Bunun üstesinden gelebileceğimi sandılar; nitekim ben bir yabani hayvanmışım…

 

Cahil insanlar, aptal insanlar! 

 

Kış mevsimi, dışarıdayım ve havalar soğuk, karnımı doyuracak bir şeyler bulamıyorum. Aslına bakılırsa böylesi mevsimlerde sağlığım için oldukça önemli olan kış uykusuna yatmam gerekiyor.

 

Fakat yaz aylarında bile sorunlarım oldu; kendi korumamız altındaki, yani biz kaplumbağaların himayesinde bulunan hayvan ve bitkileri yemeye mecbur kaldım.

 

Kendime yiyecek bulabilmek için yollara koyuldum. Ayaklarım yara içinde kaldı, panzerimin karın kısmı zedelendi, yaralar oluştu; zira zemini benim için çok sert olan otoyollardan da geçtim.

 

Çıktığım bu yolculukta ne kadar zaman geçti bilemiyorum: Günler? Haftalar?

 

Yakalama fırsatını bulamadığım şans bir gün kapımı çaldı, kaplumbağa sever birine rastladım. Beni gördüğünde ellerini kafasına götürdü ve  yumruklamaya başladı, çok üzülmüştü. Beni bir veteriner hekime götürdü. Sürüngenlere bakan çok az sayıda veteriner hekim bulunduğundan, ayrıca gerektiği gibi tedavi olabilmem için, kurtarıcımın uzunca bir yol kat etmesi gerekiyordu; o bunu vazife aşkına ve memnuniyetle yaptı.

 

Bende ileri derecede akciğer iltihaplanması varmış, bir sürü ilaç verdiler.

 

Yıllar boyu bana gerektiği gibi bakılmadığından panzerim sağlıklı ve sıhhatli değildi, organlarım da öyle.

 

Akciğer iltihaplanması ve ayaklardaki yaralar çok şükür iyileşti. Bağam, panzerim, benim her şeyim, tekrardan yavaşça gelişmeye başladı.

 

Fakat organlarım artık iyileşmez. Onlar hayat boyu öyle kalacak.

 

Bugün, güzel bir bahçenin içindeki gölette yaşıyorum. Beni korumaları için insanlarım etrafıma bir çit, telden bir duvar çekti.

 

Kış aylarında eve girebiliyor, kış uykusuna yatabiliyorum.

 

Su kaplumbağaları için uygun olan en iyi yemler veriliyor, bana itina ile bakılıyor, değer veriliyor, sevgi gösteriliyor; bir itibar görüyorum.

 

Kaderi böyle olan tek kaplumbağa ben değilim.

Hemcinslerimden çoğunun durumu aynı, hatta daha da beter durumda olanları var. Akrabalarımdan kara kaplumbağalarının durumları da genelde berbat.  

 

Kaplumbağaları evlerine almadan önce insanların iyi düşünmeleri ne de güzel olurdu. Böylelikle hak etmediğimiz kader ile baş başa bırakılmamıza gerek kalmaz.

 

Bizler canlı varlıklarız, birer yaratılanız!

 

(Kaynak: www.wasserschildkroeten.eu   Tercüme: www.turgaybora.org)

 

www.wasserschildkroeten.eu
güzeller güzeliYavru kaplumbağalar üst üste

Yavrular akvaryumdayken gün ışığından daha fazla yararlanmak için üst üste çıkıyor (05.04.2010)

kaplumbağa kaderi

Yavru kaplumbağa KADER (13.04.2010)

Yavrular akvaryumda (05.04.2010)

Tosun Paşa gezintide

(13.04.2010)

singapur kaplumbağası yavrularıKaplumbağa, su kaplumbağası akvaryumda

Yavrular akvaryumda

(05.04.2010)

yavru su kaplumbağası

Akvaryumda güneşlenme

(31.03.2010)

Kaplumbağa öyküsü

Yavrular akvaryum haricinde ürküyor, bir yerlere saklanmaya çalışıyorlar. Üstteki resimde, Prenses ve Prens’in yemlerini verdiğim plastik teraryumdalar.

(21.01.2010)

Tosun Paşa

Kader

(13.04.2010)

yavru kaplumbağalar üst üste çıkıyor

Yavrular üst üste çıkarak gün ışığından daha fazla yararlanıyor.

22.06.2010

Site içi arama:

papatya

www.turgaybora.org

Designed by www.aksanter.com

© 2013

AnaSayfa      Prenses S.1      Prenses S.2      Prenses S.3      Prenses S.4      Prenses S.5      Prenses S.6      Prenses S.7      Prenses S.8      Prenses S.9 

 

Hastalıklar      Veteriner Hekimler      Videolar      Bunları Biliyor muydunuz?      Kaplumbağa Arayanlar     Kaplumbağa Verenler      İstatistik      İrtibat

Diğer sitelerimiz:   kaplumbaga-pp.blogspot.com      wasserschildkroete-pp.blogspot.com (Almanca)