ORG ve Tora Bora—2. BÖLÜM  ©

Roman

Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi

<<<<<

-23-

 

Anılar başlıyor.

Otuz Aralık 1971. Kasabadayım. Beş arkadaş yeni bir yıla birlikte girmek için alışverişimizi yapıyoruz: Ekmekler, sucuklar, peynirler, turşular, pirzolalar, portatif müzik setimiz ve el lambalarımız için piller, içimizi ısıtması için çikolatalar, kanyaklar, ayrıca av tüfeklerimiz için domuz kurşunu fişekleri ve daha neler… Otuz bir Aralık 1971. Sabah erken bir köyün servis otobüsüyle yola çıktık. Önceki gün aralıklı yağan kar durmuştu. Bir süre sonra otobüsten inip yolumuza yayan devam ettik. İstikametimiz dağ başıydı, yılbaşını oralarda bir yerde geçireceğiz. İçimizde en hızlı yol alan, aynı anda en gencimiz olan yedi veya sekiz aylık Kangallı dört ayaklı dostumuz Cingöz arada bir gözleriyle etrafı süzüyor, kulaklarıyla sessiz dağlarda bir şeyler işitmeye çalışıyordu. Yanımızdaki av tüfekleri bilhassa bizleri olası bir kurt sürüsü saldırısından korumak içindi. Kış aylarında dağlarda yiyecek bulamayan aç kurtlar geceleri köylere, hatta kasabanın kenar mahallelerine kadar iniyor. Yeniden başlayan kar yağışı dağa doğru ilerledikçe, yükseklere çıktıkça daha da artıyor, kar tabakası gittikçe kalınlaşıyordu. Tanrı her şeyi ne güzel yaratmış… Karların bile yamaçlarında tutunamadığı bu sarp kayalarla, dağ keçilerini, ceylanları, çeşitli kuşları, yırtıcı ve yabani hayvanları barındıran bu dağlar, “bizi işte o yarattı” dercesine yukarı doğru sivriliyor, bulutları deliyor.   

Üç saatlik bir yürüyüşten sonra istediğimiz yere varmıştık. Dağların arasında büyük bir düzlüğü olan dağ yamacı, bir yayla; bir tarafında yukarılardan kıvrılarak akıp gelen, insan eli değmemiş berrak ve bol sulu bir dere, bir tarafında eriyen karlar ve yağmur sularıyla oluşmuş, etrafındaki sazlık ile birlikte yaban ördeklerini barındıran bir göl, diğer tarafta sığır ve davarların geceleri barınması için köylülerin taş üstüne taş yığarak yaptığı ağıllar ve bir de kulübe. Yazın çobanların barınması için yapılan bu kulübe bizi misafir edecek, yeni yıla burada gireceğiz.

Eşyalarımızı kulübeye yerleştirip dinlenmeye başladık. Cingöz için böyle yerler henüz yabancıydı, ilk defa bu kadar yükseklere, sessiz yerlere geliyordu. Etrafta bir şeyler duymaması, dağın sessizliği onu şaşırtmış gibiydi, burada kovalayabileceği hiçbir şey yok. Kim bilir! Belki de; “burası ne biçim yer be, bir kedi bile yok!” diye düşünüyordur. Ne de olsa o da bir kasabalı. Karanlık basınca ona çok ihtiyacımız olacak, hassas duyusu ile aç kurtların yaklaştığını bize bildirecek. Yağan karın altında koşarken arada bir karlara batıp kurtulmaya çalışması bizleri güldürüyor, daha çok şeyler öğrenmesi gerektiğini ona izah etmeye çalışıyorduk. Bir ara ilerideki kayaların dibine gidip etrafı koklayan Cingöz, buralarda kedilerden daha başka hayvanların bulunduğunu ve dolaştığını anlamış olacak ki etrafına bakınarak onları görmeye çalışıyor, belki de “acaba benden büyükler mi!” diye düşünüyordur.   

Böylesi sessiz yerler gerçekten ruhumu dinlendiriyor. Buralarda tabiatın güzel varlığını sadece gözlerimle görmüyor içimde de hissediyorum ve bu his yaşamdan daha çok zevk almamı sağlıyor. Bir tek kaya parçasında bile gizemli bir güzellik var; yeşilliğin, ağaçlığın canlı güzellikleri yanı sıra cansız bir güzellik. O cansız kaya parçaları kim bilir daha kaç medeniyetin bakışlarını üzerinde toplayacak ve sonra yansıtacak, bir zaman aynası gibi. Küçükken bazen kayalara bakınca onları gözlerimle birer insan veya hayvan şeklinde biçimlendirmeye çalışıyor ve onları görüyordum, küçücük bir bakış koca kayaları şekillendirmeye yetiyordu. Üzerlerindeki kaya yosunları veya otlarıyla da  sanki vücutlarını kapatıyorlarmış gibi geliyordu bana, bazen kayalardaki gizli şahsiyetlerin saçları, tüyleri olarak görüyordum o bitkileri. Şimdi onları daha iyi görüyor ve algılıyorum. Kayalar, oluşumun özü ve tözü, her şeyi yansıtıyor; beni, onu ve onları. Bu yüksek tepelerden ve eteklerinden doğan insan eli değmemiş berrak sular kayaların özelliklerini içine katarak aşağı doğru süzülüp akıyor, aktıkça çoğalıp coşuyor. Bir kısmı aşağıyı yeşertiyor diğer kısmı bizleri doyuruyor, temizliyor, kirlerimizi alarak nehirler oluşturuyor, denizlere yaklaştıkça coşkusunu kaybediyor, ağırlaşıyor. 

“Hadi arkadaşlar! Yakacak toplamaya, odun toplamaya!” diye seslendim. Liseden sınıf arkadaşlarım Cemil ve Turan birlikte, Haldun ve ağabeyi Halil de ayrı yöne açılırken Cingöz onlara refakat ediyordu. Haldun göl tarafına yöneldi. Yalnız başına uzaklara gitmemesi ve göle fazla yanaşmaması için onu uyarmayı ihmal etmedim. Bu havada farkında olmadan sazlıkların arasındaki buz tabakasına basıp gölün içine gömülebilirdi. Topladığımız odunları kulübeye, borudan bacası olan ocağın yanına yığdık. Göl tarafından gelen Haldun gölün buz tutmuş olduğunu söyleyerek;

“Sazlıkların arasında yaban ördekleri olabilir, biraz avlansak iyi olur,” diye devam etti.

“Sazlıklarda bir yaban ördeği vurursan nasıl gidip alacaksın?” diye sordum.

“Buzlar kalın, üzerinde yürünebilir.”

“Buzlara güvenme, hem ördekler buzların üzerinde kayak mı yapıyor sanıyorsun! İstersen kayalıkların oralarda keklik tuzağı kurar, şansın varsa canlı keklik yakalarsın.”      

Kutlamaya başlamak için vakit henüz erken. Saat on dördü gösterdiğinde acıkmaya başlamıştık. Halil, birlikte getirdiğimiz çıraların yardımıyla ocağın içine yerleştirdiği odunları tutuşturup ızgarayı yerleştirirken diğerleri oturabileceğimiz rahat bir zemin hazırlıyordu. Pirzolaların kokusunu aldıktan sonra kuyruğunu sallamaya başlayan  Cingöz içimizden en şanslısı; ona düşecek olan pay her birimizinkinden daha çok. Pirzolalar kızarmaya başlarken Haldun dereden içme ve yemek sonrası çay suyumuzu getirmeye gitti. Hazır olan pirzolalarımızı yemeye başladığımızda aralıksız yağan kar şiddetlenmişti.

Halil:

“Aslında yemeğin ardından çay öncesi biraz kanyak alsak fena olmaz.”

Cemil:

“Her yemek sonrası kanyak içmeye babandan alıştın herhalde, akşam sekizden önce kanyak içmek yok.”

“Canım, bir yudumcuk!”

Turan:

“Kardeşine kötü örnek oluyorsun.”

Haldun:

“Aman ağabeyimi sarhoş etmeyin, sonra her işi bana yaptırır.”

Halil, ocağın yanından aldığı küçük bir değneği Haldun’un bağdaş kurmuş bacağına vurarak:

“Sen çok konuşma! Kalk çayları hazırla, benimki demli olsun.”

Haldun hemen işine koyuldu. Birlikte gelebilmesi için ağabeyi önceden şartını ileri sürmüş, ona; “bizimle gelirsen her dediğimi yapacaksın!” demiş, on beş yaşına yeni giren Haldun ilk defa dağlara çıkabilmek için bu şartı kabul etmişti. Bu yüzden de sıkça sorular soruyordu:

“Şimdi buralarda kurt var mıdır?”   

“Onlar bacadan çıkan dumanı çoktan görmüştür, aklın varsa yanımızdan fazla uzaklaşmazsın, Cingöz’e de biraz dikkat et!” diye cevapladım.

“Neden? Kurtlara saldırır diye mi?”

“Hayır, kurtlar ona saldırıp parçalamasın diye. Cingöz daha küçük, bir kurt gördüğünde mutlaka ona doğru koşacaktır.”

“Sonra?”

“Kurt dönüp kaçarken arkasından koşmaya devam eden Cingöz’ü bizden uzaklaştırır, sonra aniden dönerek Cingöz’e saldırdığında iş işten geçmiş olur.”

“Aman kalsın! Ben Cingöz’ümü aç kurtlara parçalatmam.”

Çay içme esnasındaki neşeli sohbet faslı sona erdiğinde, Haldun kayalıklara doğru gitmek için müsaade istedi. Ona;

“Senin tüfek burada kalsın, ağabeyinin çiftesini yanına al,” dedim.

Halil çiftesine iki domuz kurşunu fişeğini yerleştirerek fişek kemeriyle birlikte Haldun’a uzattı.

“Dediklerimi sakın unutma, uzakta bile bir tek kurt görürsen tasmasının bağını takıp sıkıca tut, yakınında kurt gördüğünde kurda ateş et, biz silah sesine geliriz.”

“Tamam, dediklerinizi yapacağım,” diyen Haldun ağabeyinden bir keklik tuzağının nasıl hazırlanacağını öğrendikten sonra tasmasını taktığı Cingöz ile birlikte kayalıklara doğru yürüdü.  

Felsefe meraklısı filozofumuz Cemil, Turan’a felsefelerini anlatmaya, felsefe dersi vermeye başladı. Keçi sakalını da zaten filozof niyetiyle bırakmıştı. Turan Cemil’in anlattıklarına sadece gülüyor ve her anlattığı şeyi anlasa da anlamasa da;

>>>>>

TırmanışCingözKulübeKayalar

1 - 2 - 34 - 5 - 6 - 7 - 89 - 10111213 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 1920 - 21 - 22 - 23 - 24 - 25

Anasayfa/HOME       Roman       Bölüm1      Bölüm3    Bölüm4    Bölüm5         DEUTSCH    ENGLISH

Sohbet odası