|
ORG ve Tora Bora—2. BÖLÜM © |


|
Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi |
|
-21-
Cafer bana ancak üç ay kadar dayanabilmişti. Kendi işi için beni bir aylığına uzak bir yere göndermek isteyince, kendi işlerimle uğraşamam gerekçesiyle kabul edemeyeceğimi bildirmiştim; zira bazı tekliflerime sabırsızca cevap bekliyordum. Bunun üzerine Cafer nazikçe kendi bürosunda istenmediğimi, telefonumu kapattıracağını söylediğinde iki hafta önce bürosunu terk etmiş, tekrar Zeki’yi arayarak en azından iki aylığına telefonumu kendi işyerine naklettirmek istediğimi söylemiştim. Neredeyse ona yalvardım ve halen, “ben seni iki sene tüm eşyalarınla birlikte karşılık beklemeden idare ettim, ihtiyacın oldukça arabamı da sana tahsis ettim, sen sadece bir tek telefon için mi razı olmuyorsun?” diye de sormadım. Bunu kendisinin çok iyi bilmesi gerekirdi. Sonunda iki aylığına kabul etmiş, telefonumu naklettirmiştim. Yaz sonuna yaklaşıyoruz, Ağustos ayının on dördü. Bu akşam evde misafirlerim var: Hatice Hanım, Serap ve Mete. Akşam birlikte yemek yedik, gece burada kalacaklar. Hatice Hanım Kıbrıs’a geleceğine zar atmaya gittiğinde Serap ve Mete yanımda kalıyor, bazen de Serap annesiyle kavga ettiğinde gelip bir hafta kadar kalıyor, barıştığında geri gidiyordu. Odalardan birini Serap için hazırlamıştık, artık onun ikinci bir evi var. On yedi Ağustos. Gece yatakta sallanıyorum, gürültüler, çatırtılar geliyor. Acaba bu bir rüya mı? Gözlerimi açtım, halen sallanıyorum, müthiş bir sallantı. Hayır, rüya değil! Bu gerçek bir sallantı, bina çatırdıyor, ayağa kalktım. Sallantının etkisiyle yere düştüm. Tekrar kalkıp yatak odasının açık kapısına tutundum, kapı aralığında ellerimi sağa ve sola dayayarak bina ile birlikte sallandım, adım bile atamıyorum. Sarsıntı hafifleyince dairenin kapısına koştum. Üst katlardaki komşular merdivenlerden aşağı koşuşturuyordu. Üzerimde sadece külotum olduğu için geri dönüp alelacele bir şeyler giyinerek tekrar dışarı çıktım. Kimi giyinik, kimi yarı çıplak halde kendini dışarı atmıştı. Elektrikler kesik, telefonlar, cep telefonları bile çalışmıyor. Ne olup bittiğini otolardaki radyolardan öğrenmeye çalışıyorduk. Deprem olmuştu. Kimi radyo “İstanbul yerle bir” kimi “İzmit yerle bir oldu” diyordu. Bazı yerlerde dumanların yükseldiğini görüyoruz, uzaklarda kimi yerler yanıyordu. Gün ağarana kadar herkes dışarıda. Vasıtalar yolları tıkamış, hiçbir yere gidilemiyor. Eve girip kontrol ettim; kimi eşyalar devrilmiş, düşmüş, sıvalar dökülmüş, kimi kolon ve kirişlerde, dış ve iç duvarlarda çatlaklar… Ve on binlerce ölü… Akşam tekrar evdeyim. Ayakkabılar ayağımda, erzak çantam hemen dış kapının yanında, hafif bir sarsıntıda dışarı kaçacağım. Bir sene kadar önce rüyamda deprem görmüş, yatakta sallanarak uyanmıştım. Rüya defterimi karıştırıp yazdığım notlara baktım, tıpkı o rüyadaki1) gibi uyanmışım. Ondan bir ay sonra gördüğüm diğer rüya2) ve aynı gün deniz kenarındaki notlarım! Demek ki uçakların projektörleri benim göremediğim bir sene öteyi aydınlatıyordu. İki gün sonraki rüya,3) Türkiye haritası; Akdeniz, Marmara ve Ege bölgeleri bol noktalı, o noktalar da deprem olacak yerleri gösteriyordu. Geçen sene Adana’da yıkıcı bir deprem olduğunu hatırlıyorum, şimdi Marmara, gelecekte Ege Bölgesi… Ya rüyadaki şişman kadının çıkardığı gaz! Bu da Marmara Denizi’nde deprem esnasında açığa çıkan metan gazı. Depremden sonra “tekrar okula gitmem gerek” diyorum. Yani yakınlarda bir deprem daha olacak. Rüya sayfalarını karıştırmaya devam ediyorum. Tamam, buldum! Beş Kasım 1998 tarihli bu rüyada yatakta değilim. Deprem gündüz olacak ve rüya4) tarihinden bir sene sonra, yani bu kasım ayında yıkıcı bir deprem daha var. Bu da olsa olsa Ege Bölgesi’nde olur; zira rüyamda orası da bol noktalıydı. Fakat nerede? Tünel olan bir yerde, rüyamda bir demiryolu tüneli de çöküyor. Her yerde tünel var… Hatta İstanbul’da Tünel isimli bir semt bile var. Eminim; kasım ayında yıkıcı bir deprem daha olacak. Bugün doğum günüm. Kırk altı yaşındayım. Geçen sene bugün doğum günüm olduğu aklıma bile gelmemişti, bu sefer aklıma gelmesi hiçbir şeyi değiştirmedi. Parasızlık had safhada. Bu arada Martin bana birkaç defa daha para havale etmişti, ona olan borçlarımı nasıl ödeyeceğimi düşünüyorum. Azimliyim, bir şeyler yapıp borçlarımı ödeyeceğim. Arada bir İlhan ile buluşup sohbet ediyoruz. Durumunun iyiye gittiğini, başka bir işe girdiğini anlatmıştı geçenlerde. Tedavi masraflarını karşılamak için tüm malını ve mülkünü satmış. Bir süredir tedavisi kesildiği için saçları tekrar çıkmaya başladı, tek sevincim onun iyileşmesiydi. Kasım ayının on ikisi. Öğleden sonra yürüyüşe çıkıp geri döndüm. Saat on dokuza geliyor, mutfaktayım. Aniden müthiş bir sarsıntı, bina çatırdıyor. Bir kat merdiveni yıldırım hızıyla inerek kendimi çabukça dışarı attım. Binadan çıkınca sarsıntı durdu. Herkes dışarı koşuşturuyor. Bu, kasım ayında beklediğim depremdi. Merkez üssü Düzce ile Bolu arası. Yüzlerce, belki de binlerce ölü. Yeni yapılan Bolu Dağı Tüneli nasıl da aklıma gelmemişti! Depremde oranın da kısmen çöktüğü bildiriliyor. Bir ay sonra rüyalarımı tekrar yazmaya başladım: «...Bir evdeyim. Evde bir ruh var, mutfağa gidiyorum. Ruh diğer odada yeğenim Caner’e saldırıyor, yeğenim bağırıyor. Yeğenimi kurtarmak için mutfaktan aldığım bıçakla ruha doğru gidiyorum...» Bu arada uyanıyor ve tekrar dalıyorum: «...Okulda coğrafya dersinde matematik görüyoruz, veya bu derslerden imtihan oluyoruz... (14.12.1999).» Yeni bir iş almak üzereyim; fakat malım mülküm ve param kalmadı. Yapacağım iş için teminat gösteremiyorum. Bir tek mülkümün kaldığını düşündüysem de yanılmışım; zamanında annem için satın alınan arazi ve içine yaptırılan bir ev. Annem kimseye haber vermeden orayı satıp aldığı paranın bir kısmını bankaya yatırmış, bir kısmına oralarda bir yerde arsası daha küçük başka bir yer satın almış. Orayı teminat olarak göstermek için annemi telefonla aradım. Cevabı; “Hayır! Sen ne işi yapacaksın?” oldu. “Orayı satmayacağım, sadece yapacağım iş için teminat göstereceğim.” “Ben teminattan filan anlamam.” “Para kazanmam lazım, para!” “Parayı ne yapacaksın sen? Niyetin nedir, kadınlara mı yedireceksin? Evlenecek misin yoksa, onun için mi para lazım?” “Kadınım da yok, evlenmeyeceğim de, karnımı doyurmak için iş yapmam lazım, para kazanmam lazım.” “Biliyorum niyetini, evleneceksin, onun için evi satıp düğün yapacaksın, sonra bir orospuya bakacaksın.” Ona laf anlatamıyorum, devam ettim: “Bunları sana kim anlatıyor?” “Kim anlatıyorsa anlatıyor işte, ben her şeyi biliyorum.” Bir bu eksikti... Gittiği üfürükçüler onu kandırıyor, gözlerini bu eve dikmişler anlaşılan, annem de onlardan başka kimseye inanmaz. Ne büyük hata yapmışım o mülkün zamanında annemin üzerine yapılmasına müsaade etmekle… Öğleden sonra Zeki’nin bürosunda yanıma uğrayan İlhan ile sohbet ederken gayet iyi olduğunu söylüyordu, gittiğinde bir müddet ona refakat ettim. Zeki’ye gelince; her geçen gün daha da komikleşiyor, bürosunda istenmediğim her halinden anlaşılıyordu. Üç gün sonra rüyamda tarihi bir yerdeyim: «...Yerin adı Bozöyük, Alacahöyük gibi. Dağlık bir yer, anıtlar, heykeller. Asansörlerle inip çıkıyorum. Ufukta bir dağ, “Ankara bu dağın ardında,” diyorlar, bir yerde iki aslan kafası heykeli görüyorum. Yozgat şehri görünüyor. Deli bir adama rastlıyorum, ben de mavi veya kırmızı bir kadın elbisesi giyiniyorum, herkes bana bakıyor, neşeli bir halde oynayarak yürüyorum. Bir kız bana; “Serap’ın annesi rahibe gidiyor,” diyor... (17.12.1999).» Sabah kalktığımda ansiklopediyi ve Türkiye haritasını açtım. Bozöyük diye bir yer bulamadım. Alacahöyük, Boğazköy, Yazılıkaya, Bozüyük gibi yerleri buldum ve ansiklopedide bilgiler toplamaya başladım. Bilecik iline bağlı Bozüyük: Rüyalarımda gördüğüm yerlere benzemiyor, sadece isim benzerliği var; Bozöyük ve Bozüyük. Çorum iline bağlı olan diğer yerler Yozgat şehrine yakın. Alacahöyük: İsa’dan önce 4000 yılından Osmanlılara kadar dört kültür katı.5) Tunç çağı: İsa’dan önce 3500 ile 2000 tarihlerinden kalma eksi üçüncü katta on üç adet kral mezarı var. Yazılıkaya: Küçük galerinin girişinde aslan kafalı bir yaratık6) figürü bulunuyor. Boğazköy: Budaközü Çayı’nın aktığı vadide ve Kızlarkaya Deresi, kent girişi Aslanlı Kapı’daki heykeller rüyamda gördüklerimin aynısı. Surun altında yetmiş bir metre7) uzunluğundaki potern kentin iç bölümünü dışarıdaki araziye bağlıyor. Bu tarihi yerlerde birçok tapınak olduğunu da ansiklopedide okudum. Benzerlikler beni şaşırtıyor. Buralar hiç gitmediğim, görmediğim ve hiçbir ilişkimin olmadığı yerler. Diğer bir rüyamdaki8) tarih dersi! Serap’ın annesinin rüyamda rahibe gitmesi de beni şaşırtmadı; çocuklarını aç bırakarak kumar oynamaya giden bir annenin günah çıkartması gerekir bence. Tarihten dersimi aldım, sıra diğer bir derste: «...Lise son sınıfta coğrafya dersindeyim. Öğretmen elindeki sopa ile kafama vuruyor. “Nasıl olsa sınıfımı geçtim, okulu bitirdim,” diyorum... (19.12.1999).» Yalnız gerçek hayatta değil, rüyalarımda bile dersimi alıyor, sopaları kafamda yiyorum; zaten bana vurmayan bir tek rüyamdaki öğretmen kalmıştı ve nihayet o da yapacağını yaptı. Oturduğum yerin karşısındaki site bekçileri de kafalarını bana takmış, ikide bir sataşıp duruyorlar, oturduğum daireye giren hırsızlardan haberleri bile varmış. Kapıyı açtıklarında bu
|
|
|