ORG ve Tora Bora—3. BÖLÜM  ©

Roman

Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi

<<<<<

-26-

 

oturduğum yerin kirasını ödeyemiyorum. Ayrıca annem; “yer senin git otur, ben köye taşınacağım” diyordu. Tüm olanlardan sonra ona inanmakta güçlük çekiyorum, yarın yine fikrini değiştirir. Taşındığım yer kiremit altı küçücük bir stüdyo; iki küçük oda ve bir hol. Mutfak ve banyosu çok küçük, kafam yer yer tavana değiyor. Hoşuma giden tek yeri odalardan çıkılan üstü açık balkonlar, gök kubbe olduğu gibi tepemde.  

Haritalar yine istikamet gösteriyor: «...Dünya haritasında tüm nehirler. Harita üzerinde parmakla Fırat Nehri’ni gösteriyorum... (08.06.2001).» Akşam balkonda oturmuş uzakları seyrediyor, arada bir nerdeyse tadını unuttuğum, uzun süredir tatmadığım kırmızı şarabıma uzanıyorum. Aşağıya nazaran yıldızlar buradan daha iyi görünüyor. Tam tepemin üstündekilere bakıyorum. Firuze bir mektubunda; “Yıldızlara bakarak beni düşün, benim için çıldırdığını söyle. Akşamları ben de seni düşünerek onlara bakıyorum. Kim bilir! Belki bir gün aynı anda, aynı yıldızda bakışlarımız birleşebilir; o zaman seni duyarım…” diye yazmıştı. Artık gücümü Firuze’nin mektuplarından alıyorum, bense ona gerçek yaşımı söylemedim ve onu aldatıyorum. Kendimi yıpranmış hissettiğim halde herkes beni halen on veya on iki yaş genç tahmin ediyor; ancak aynaya yakından bakınca şakaklarda hafif ağarmalar görüyorum. Balkonun sağında ve solunda kiremitler geriye doğru yükseliyor, bacalar hemen balkonun yanında kiremitlerin üzerinde. Böyle bir yeri daha önceleri görmüş gibiyim, evet rüyamda1), tam da bu balkonu. Rüya defterini karıştırarak aramaya başladım ve buldum, tekrar okurken içimi bir ürperti kapladı: Anlaşılan burada da zor günler beni bekliyor.  

Bu gece babam beni bir şeyden uyarıyor sanki: «...Babam, annem ve ben bir tepedeyiz, güzel bir manzara. Babam; “annen mezarının üstüne ev yaptırıyor, mezarlığın üzerinde ev olur mu!” diyor... (15.06.2001).» Son günlerde gazetelerdeki UFO haberleri dikkatimi çekti. Basında henüz sekiz gün önce İstanbul Sefaköy’de, Diyarbakır’da jandarma ve köy korucuları tarafından UFO görüldüğü haberleri yayımlanırken dün de Sivas, Adana ve Adıyaman’da görüldükleri iddia edildi. Galiba bunlar gelecek.2) Bugün annem de buraya taşınıyor, ona rutubetli bir yerde oturulamayacağını, ya köye gitmesini ya da buraya taşınmasını defalarca söylemiştim. Annemin eşyaları taşınırken kocasıyla birlikte eve bakmaya gelen ablamın galiba aşırı bir ilgisi var, beni görünce şaşırdılar.

“Burada ne işin var?”

“Sana hesap mı vereceğim?” dedim.

Hilmi enişte:

“Ablanla nasıl konuşuyorsun? Hem sen burada mı oturacaksın?”

“Git kendi ailenle ilgilen ve beni rahat bırak, aksi takdirde seni sürükler dışarı atarım…”

Karı koca dışarı çıktı, annem de arkalarından. Onları uğurlayan annem geri geldi.

“Neden gelmişler, ne istiyorlarmış?” diye sordum.

“Selami ablanı aramış, “Turgay orada oturmasın, anneni öldürür,” demiş, onlar da merak edip gelmişler.”

“Ve onlar bile bir dolandırıcının böylesi saçma sapan lafına inanıyor, öyle mi? Yazıklar olsun onlara, sana da anne; dolandırıcılar, üfürükçüler ne derse onlara inanıyorsun.”

Yakında bir haber var, şimdilik yeri boş: «...Bir matbaadayım. Gazete basmak için hazırlık yapıyorum, gazete iki ay sonra basılacak... (02.07.2001).» Bu rüyanın ardından daha önce gördüğüm bir rüya,3) sadece başlığı basılmış gazete rüyası aklıma geldi. Haberin devamı iki zaman, belki de iki ay sonra gibi bir şey anlıyorum buradan. Firuze, mektuplarını verdiğim posta kutusu adresine gönderiyor, aksi halde ev adresine gelen mektuplar annemin eline geçer, gider başkalarına okutturur ve yırtıp atar. Bugün aldığım mektubunu yakındaki bir parka giderek okumaya başladım.

“...Bir aydır köydeydim, dün geldim ve hemen sana yazıyorum... Çok yakında doğum günüm var, o günü seninle birlikte geçirmeyi ne kadar çok isterdim… Şu an resmin yanımda ve öpüyorum; fakat onunla teselli bulmak değil, gerçeğinin yanımda olmasını, bana dokunmasını, beni okşamasını ve sevmesini isterdim...” Ben de istemez miyim? 

Bilmece gibi bildirmece: «...Bir mahalleyi, semt ve şehri ayna ile ışığı yansıtarak aydınlatıyorum. Aynadan yansıyan ışık, aynayı tuttuğum karanlık yerdeki binaları aydınlatıyor... (03.07.2001).» Eve nihayet telefon bağlandı. Cep telefonumu sattığımdan iki haftaya yakın süredir telefonsuz kalmıştım. Tanıdığım bazı şirketlere, resmi yerlere, ufak tefek iş çıkar ümidiyle telefon açıp yeni numarayı bildirdim. İki odanın büyük olanını ben taşınmadan önce annem için ayırt etmiştim, kendi odamda oturmamdan rahatsız olduğunu her haliyle belli ediyor.

“Odandaki televizyonu sat veya başka birine ver, bakacaksan benim yanımda bak!” diye ilk talimatını yağdırmaya başladı.

“Ben televizyona bakmıyorum, bazı işlerim var, yazılar yazıyorum.”

“Ne yazısı? Kime yazıyorsun? Ona buna mektup mu yazıyorsun yoksa?”

“Onu da nerden çıkardın? Hem mektup yazsam n’olur?”

“Kimseye mektup yazma, kimseden de alma, seni kandırırlar.”

Yaşlı kadın, bir şey de diyemiyorum. Yanında televizyona bakmaya gittiğimde haberleri sunan kadın spikerlerden bile şüpheleniyor, bakışlarımdaki ifadeyi çözmek için yüzüme bakıyor, odasına girdiğimde elli metre ötedeki binadan beni görmesinler diye perdeleri çekiyor… 

Sıcak bir gecenin soğuk şakası: «...Annemin kucağında bir bebek... (07.07.2001).» Kucağındaki bebek erkek olmalı; zira annemin kız torunlarını kucağına aldığını bile hiç hatırlamıyorum. Birkaç gün önce rüyasında küçük bir kız çocuğu gördüğünü, bu çocuğa “benim kızım olur musun?” diye sorduğunu ve çocuğun; “hayır, perşembenin çocuğu olacağım” dediğini anlatmıştı. Telefon çaldı. Arayan, bir zamanlar şirkette yanımda çalışan Hüseyin’di. Onunla odamda sohbet ederken annemin holdeki paralelden gizlice dinlediğini fark ettim. Konuşma bittiğinde kapımı açıp baktım, telefonu kapatan annem odasına yöneldi.

“Ne var? Niçin telefonumu dinliyorsun?”

“Dinlemiyorum, hem sen kimlerle konuşuyorsun öyle? O adam seni kandırıyor, bir daha onunla konuşma!”

“Nereden çıkartıyorsun bunları yine?” Onun yanında pek yakında delireceğim galiba.

Geceleri üşüyenler yine masumlar oluyor: «...Küçük, çıplak bir bebek, öpüyorum ve üstünü örtüyorum... (27.07.2001).» On gündür radyolarda deprem haberleri, hatta Avrupa’da bile, Almanya’nın güneyinde ve İsviçre’de de hissedilmiş. İtalya’da Etna yanardağı yer sarsıntılarından sonra lav püskürtmeye devam ediyor. Bir zamanlar rüyamda4) gördüğüm beş adet ‘Э’ simgesi bu olayı yansıtmış olabilir diye düşünüyorum. Mart ayının ortasından bugüne dek Türkiye ve Dünya’nın geri kalanında ondan fazla deprem haberleri; Erzurum, Tekirdağ, Afyon, Malatya, Amasya, Balıkesir ve Osmaniye’de, Rodos adası ve Peru‘da da ikişer deprem bildirildi.

Belediyeye gidip taşındığım yerin projesine tekrar baktım. O da ne! Projede değişiklik var. Önceki gördüğüm on dört metre karelik yer, proje üzerinde değişiklik yapılarak kırk bir metre kare olmuş, ben savcılığa dilekçeyi verdikten sonra yapılmış bu değişiklik. Postaneye gidip posta kutusuna baktım; mektubumun cevabı gelmiş, her zamanki gibi parka gidip açtım. İçinde bir resim var, güzel bir resim, rüyamdakinden de güzel, satırları da ilaç gibi:

“...Sana bir resmimi gönderiyorum; belki buraya, yanıma gelme arzunu kamçılar. Kollarına atılacağım günü sabırsızlıkla bekliyorum, bana âşık olma riskini göze alarak gel ve beni fazla bekletme...”

Biliyorum, bir köylü güzeli fazla beklemez, altın kafeste duramayan kuşlar gibidir onlar, sonra uçar giderler.

Yakında hesaba çekilecekmişim gibi bir his var içimde: «...Sınıfta matematik dersinden yazılı sınavımız var. Kâğıdım yok, öğrencinin biri bana kâğıt veriyor. Sınavda iki soru var, birinci sorudaki problemin sonucu 2 çıkıyor. Sınav esnasında öğretmen sınıfta değil, ikinci soru için başkalarından yardım istiyorum... (31.07.2001).» Diğer bir rüyada5) da matematikten imtihan oluyordum. Dün Firuze’den gelen mektubun cevabını yazarken odamın kapısını aniden açan annem içeri daldı.

“Kim var odanda? Ne yapıyorsun burada?”

“Ne biçim odama giriyorsun öyle?”

“Odandan gelen ses kimin sesiydi?”

“Radyonun sesidir, şimdi de odamı mı dinliyorsun kapıdan?”

“Yok, hayır, odanda biri vardı.”

Söyleyecek bir şey düşünemiyorum; kimsenin olmadığını gördüğü halde halen odamda birinin olduğunu iddia ediyor…

>>>>>

Metin Kutusu: 1)  09.01.1998 tarihli rüya:  «...Çatıda hemen yanımda bir bacadan kıvılcımlar sıçrıyor, sonra sağanak bir yağmur başlıyor, hızlı bir yağmur, yüzüme çarpıyor, elime şemsiye alıyorum, şemsiye beni yağmurdan koruyamıyor, içeri giriyorum, önüme yüksek, büyük bir duvar çıkıyor, “duvar çok yüksek, viyadük ayağından bile yüksek,” diyorum...»

Metin Kutusu: 2) 26.01.2001 tarihli rüya ve notlar:  «...Öbür dünyada veya uzaydayım. Orada geçen iki gün Dünya’da on üç sene...» Notlar:  Uzay ve uzay gemileriyle ilgili gittikçe sıklaşan rüyalar. Acaba iki bin on üç senesinde veya on üç sene sonra, yani iki bin on dörtte de uzaylılar mı gelecek? Geleceklerse demek ki iki gün sonra yola çıkacaklar, veya çıktılar bile. Bana göre hava hoş. Gelsinler fakat kavga etmesinler.

Metin Kutusu: 3) 10.03.2001 tarihli rüya:  «...Bir matbaadayım. Baskı makinesinde bir gazetenin sadece başlığı basılıyor, “Malatya 75,” diye. Baskıya hazır bir yığın boş gazete kâğıtları görüyorum...»

Metin Kutusu: 4)  28.12.1999 tarihli rüya:  «...Bir adet 3 rakamı ve beş adet yan yana  ‘Э’ simgesini görüyorum...»

Metin Kutusu: 5)  14.04.2001 tarihli rüya:  «...Matematik dersinden imtihan oluyorum...»

YıldızlarBaskı makinesi.