ORG ve Tora Bora—3. BÖLÜM  ©

Roman

Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi

<<<<<

-24-

 

benziyor. Bir sene kadar önceki rüyamda1) genç bir Papa gördükten sonra Papa’nın değişeceğini sanmıştım, halen bir değişiklik yok, yanılmışım.  

Gergin sinirlerin koptuğu bir gece: «...Yerde bağdaş kurmuş, kopmuş ve sinir gibi ince kabloları2) bağlamaya çalışıyorum... (08.04.2001).» Bugün Firuze’nin mektubunu cevaplayıp “canım,” diye başladım:

“...Köylü kızlarını bilirim, tabiatın güzelliğini yansıtırlar, kanları da yayla havasıyla temizlenir. Dağlardan kıvrılarak akıp gelen bir içim su gibidir onlar ve o sudan kana kana içmek istiyorum...” Akşama doğru günlük küçük alışverişimi yapmak için bakkala gittim. Bakkal Rahmi Bey her zamanki gibi nazik selamlamasının ardından:

“İşittin mi? Sana musallat olan karşı site yöneticisi vurulmuş.”

“Nasıl olmuş bu?”

“Dün akşam arkadaşlarıyla birlikte bir restorana gitmiş, orada çıkan bir münakaşa sonucu kaza kurşununa kurban gitmiş.”

“Yani ölmüş mü?”

“Maalesef öyle.”

“Hem münakaşa hem kaza kurşunu, bu nasıl şey böyle?”

“Ben de akıl erdiremedim, güya elindeki tabanca kazara ateşlenmiş ve kasığına kurşun isabet etmiş, hastaneye yetiştirilemeden kan kaybından yolda ölmüş.”

Allah çoluk çocuğuna şifa versin, ne diyebilirim başka.”     

Bazı gecelerin yönleri değişik, doğuya bakarken batıyı kastediyorum: «...Tepelik yerde bir evdeyim, güzel manzara, bu manzarayı telefonda birine anlatıyor, “dört nehir, Ren, Tuna, Dinyester ve Dinyaper nehirleri birleşip bir nehir oluşturuyor. Ayrıca Marmara Denizi de görülüyor,” diyorum... Haritaya bakıyorum, Van tarafında göller, irili ufaklı göller, “burası Batı Bizans,” diyorum. Gölün birinin ismini önce “Obi” diye, kafamı haritaya iyice yaklaştırınca “Gobi” diye okuyorum... Annem bana jilet uzatıyor. Jilete dokununca elektrik akımı olmasın, elektrik akımına kapılmayayım diye dikkat ediyorum... Annem bana telefon açıp “ben Amerika’dayım,” diyor... Matematik dersinden imtihan oluyorum... (14.04.2001).» Dört nehir ve bir deniz, ayrıca Batı Bizans, Bizans’ın batısı olarak ne anlamalıyım! İstanbul’un batısını mı, yoksa Bizans İmparatorluğu’nun, diğer bir deyişle Doğu Roma İmparatorluğu’nun batısını mı? Veya Batı Roma İmparatorluğu gibi düşünerek Roma’yı mı? Şayet son düşündüğüm gibiyse Roma tarafı olan batı ve Van tarafı olan doğu, bense ikisinin ortasında İstanbul’dayım. Ayrıca doğunun daha da uzakları; Gobi tarafına doğru ve batı; Amerika’ya doğru. Dört ayrı yer ve İstanbul. Buralarda veya bu hatlarda bir şeyler mi olacak!..

Nihayet annem aradı; İstanbul’da akrabalarına yakın bir yerden ev aldığını söylüyor. Adresini alıp yanına gittim. Oturduğu yer bodrum katında küçücük rutubetli bir oda. Adam annemi alıp oraya yerleştirmiş.

“Bana haber vermeden kendi başına neden ev satın alıyorsun? Zaten Çerkezköy’de arsa takası yaparken seni kandırmışlar, İstanbul gibi bir yerde dolandırıcılar daha çok. Kaça aldın?”

“Üç milyara.”

“Üç milyara ev mi olur, kim üç milyara evini satar? Aldığın tapuya bir bakayım.”

Gösterdiği tapuya baktım, arsa tapusu, birkaç metre kare küçücük bir arsa, satış fiyatı beş milyar lira yazıyor.

“Bu ev tapusu değil, bir arsa tapusu! Neredeymiş bu yer, gidip bir bakayım?”

“Bilmiyorum, Selami Bey’e sor, o biliyor.”

Kandırıldığını anladım. Giden paralar kendi parası olsa pek acımayacağım, benim senelerdir emek karşılığı aldığım paralar…

“Bilmediğin bir yeri sen nasıl alırsın, sana demedim mi benden habersiz bir şey satın alma diye? Peki, neden tapuda beş milyar yazıyor?”

“Öyle yazılması lazımmış.”

Yüzüne acıyarak baktığımda kandırılan o değil de benmişim gibi kendimi görüyorum.

Davulun sesi uzaklardan hoş geliyor, bilhassa geceleri:  «...Uzaklardan bir yerden davul sesi geliyor. Güzel bir kızın yine uzaklarda dans ettiğini görüyor, ona bakarak çok güzel bir şarkı söylüyorum: “Bir kız orda oynak oynak, dans ediyor kıvrak kıvrak...” diye başlıyorum şarkıya... (17.04.2001).» Şarkıyı söyleyerek uyanıyor, aynı şarkıya devam ediyorum. Müziği unutmayayım diye kalkıp aynı makamdaki mırıltımı teybe kaydettim. Gecenin sihirli davulu, ateşli dansı ve gizemli sesi beni büyüledi. Geceleri ne de güzel sesim varmış, hayret!.. Gerçekte bendeki ses ile alla Turca alla Bora olur.

Annemin bahsettiği Selami’yi bulup satın aldığı yeri bana göstermesini istedim.

“Sen görüp de ne yapacaksın,” dedi önce. Israr ettim. Beni bir binanın önüne götürüp eliyle çatıyı işaret ederek;

“İşte orası! Şimdi içeriyi göremezsin. Orada kimse yok,” dedi. Tavır ve hareketlerinden onun bir dolandırıcı olduğunu anlamıştım. Nasıl olur da üç milyara bir daire satın alınır, halen onu anlayamıyorum… O semtte en küçük bir dairenin fiyatı en az altı milyar lira civarlarında; annem benden bir şeyler gizliyor.

Bu gece de baş döndürücü yükseklerdeyim: «...Bir inşaat vinci ile yolda ilerliyorum, tekerlekleri kaldırım kenarına sürtüyor, direksiyon idaresi yok, durduramıyorum, sonra frene basıp durduruyorum... (18.04.2001).» Geçen ay benzer bir rüya3) gördüğümü hatırladım, işte bir zaman hikâyesi; ondan önceki gördüğüm rüya bu olsa gerek. Bugün tekrar annemin yanına gidip para istedim; madem orayı üç milyara almış, onda daha çok para olmalı…

“Hiç mi değilse bana altı yüz milyon lira ver! Eğer orası gerçekten bir ev, bir daireyse oraya taşınayım, oturduğum yerin kirasını veremiyorum, bir tane de bilgisayar alıp yabancı dilden çeviriler yapmak istiyorum, bari öyle para kazanayım.”

“Şirketinin bilgisayarları vardı, onlara ne oldu?”

“Hepsi bozuldu, tamiri çok pahalı, aynı fiyata geliyor.”

“Para yok, kalmadı,” dedi annem.

“Nasıl yani para yok!..”

Konuşmuyor, susuyor. Adama değil üç milyar, paranın hepsini kaptırdığı belli. Bu olayı açığa çıkartacağım; fakat nasıl? Kendisi bir şey söylemiyor. Anneme burada oturulamayacağını anlatıp evime götürdüm. Önce gelmek istememişti, ısrarımla razı oldu, benden kaçıyor gibi bir hali var.          

Bence iki türlü soygun var, birincisi medeni soygun; bu silahsız olanı. İkincisi demode soygun; bu silahlı olanı ve bunu yapanlara haydut deniyor. Birincisi gün ışığında, ikincisi karanlık gecelerde oluyor. Her iki soygunun benzer yönü, kurbanlarında aynı izi bırakması: «...Yolda üç araba ile arka arkaya gidiyoruz, yolumuzu kesen haydutlar önümüzden giden iki arabayı soyuyor, biz durdurduğumuz üçüncü arabada oturuyor, tabancalarımızı çekiyoruz. Tabancalarda kurşun olmadığı halde içinde kurşun olduğunu söylüyorum... (21.04.2001).» Sıkça telefonlaştığım Firuzenin merakla beklediğim mektubu geldi:

“...Bu aralar imtihanlar yüzünden sıkıntıdayım. Sıkıntılı günlerimde dahi seni düşünüyorum. Sen de öyle yap, sıkılırsan beni düşün, çok iyi bir yöntem... Umarım hayatında benden başka güzellik yoktur, biliyorum bencilim; ama hayatında sadece ben olayım. Sadece beni düşün, benden hoşlan, benden etkilen ve sadece benim için çıldır, olur mu? Ne zaman geleceksin?..”

Ne zaman gideceğim! Param olduğunda. Çok merak ediyorum onu; sanki hislerimden, sıkıntılarımdan haberdar. Gerçekten sadece onun mektupları, telefonda konuşmaları beni rahatlatıyor.

Bazı izler gecelerin karanlığında kalıyor: «...Amerika Birleşik Devletlerinde 41 numaralı eyalet, bu eyalet Amerika’nın kuzey doğusunda bir yerde. Orada bir otelde kalıyorum. Büyük bir bina görüyorum, binanın cephesindeki 41 rakamı yere düşmüş, duvarda rakamın izi kalmış... (26.04.2001).» Yine kırk bir rakamı4) ve Amerika. Ansiklopediyi açıp ABD hakkındaki bilgilere baktım; bir sürü eyalet… Hangi eyaletin kaçıncı olduğu yazılmıyor. Alfabetik sıraya dizilmiş bir liste gözüme çarptı. Baştan itibaren sayıyorum. Pennsylvania eyaleti; alfabetik sıraya göre kırk birinci eyalet. Atlasa bakıyorum. ABD’nin kuzey doğusunda, daha önceki rüyamda5) gördüğüm Boston şehri gibi.    

Firuze’nin mektubunu cevapladım:

“...Resmini bile görmediğim halde seni çok düşünüyorum. Seni düşünmek bana ayrıca güç veriyor. Tahmin ettiğin gibi şu anda sıkıntılı günler geçiriyorum; onları bir an önce aşıp yanına geleceğim, seni bayağı merak ediyorum ve beni heyecanlandırıyorsun. İstersen bana hiç resmini gönderme; elbet bir gün seni rüyamda yakalayacağım... Senelerdir hiç mektup yazmamıştım, ayrıca bu heyecanı tattırıyorsun bana...”

>>>>>

Metin Kutusu: 1) 06.05.2000 tarihli rüya:  «...Bir devir teslim töreni. Papa değişecek. Görevini devredecek genç bir Papa, askerler ve kalabalık bir gurup yeni Papayı bekliyorlar. Görev devrini bekleyen genç Papanın elini öpmek için ona doğru yürürken beni görmezlikten gelerek benden kaçıyormuş gibi ileri doğru gidiyor...»

Metin Kutusu: 2) 19.02.2000 tarihli rüya:  «...Bir tamirci elektrikli kaloriferi tamir ediyor. Tamirden sonra bana; “şimdi daha güçlü oldu, kablosunun da değişmesi lazım, fakat şimdilik idare eder,” diyor. Kablonun üzerine bakıyorum; 6 rakamı ile numaralı...» 22.02.2000 tarihli rüya:  «...Bir elektrik kontağı, toprak temas etmemiş, bu sebeple bir patlama oluyor ve kablolar yanıyor...» 18.03.2000 tarihli rüya:  «...Elektrik kabloları döşüyorum, kahverengi kablolar. Duvardaki toprak kablolarını da buluyorum...»

Metin Kutusu: 3) 05.03.2001 tarihli rüya:  «...Bir inşaat vinci ile yolda hızla gidiyorum. Çok yüksekte oturuyorum. “Daha önce de bir inşaat vincine binmiştim,” diyorum...»

Metin Kutusu: 4) 07.02.2000 tarihli rüya:  «...Kırk birden kırk dokuz numaraya kadar ayakkabılar. Bu ikisinin ortak numarasını arıyorum. 11 rakamını da görüyorum...» 14.04.2001 tarihli rüya:  «...Annem bana telefon açıp “ben Amerika’dayım,” diyor...»

Metin Kutusu: 5) 29.12.2000 tarihli rüya:  «...Bir Bürodayım, yanımda gözlüklü, siyah ve kısa saçlı genç bir bayan var, Amerika’nın Boston şehrine hava kargosu ile paket göndereceğiz. Babam ve Hasan da bürodalar...»