|
ORG ve Tora Bora —1. BÖLÜM © |


|
Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi |
|
-24-
muhafaza etmeyi beceremedim; bir an önce gitmesi benim için de iyi olacaktı. Odamdan çıkıp Dilara’ya yöneldi, onunla daha önce konuşmuş, gideceğini söylemişti. Sarılıp öpüştükten sonra Dilara’ya; “Hoşça kal güzelim! Kendine ve patrona iyi bak, birbirinizi üzmeyin!” derken her ikisinin gözleri de doluydu, hızla çantasını ve mantosunu alıp kapıya yöneldi, yine aynı hızla arkasına bakmadan kapıdan çıktı. Her şey ani olmuştu ve böylesi daha iyiydi. Bir seneyi daha devredeceğiz. Senenin son günü. Yeni yıla herkes gibi ben de yeni bir umutla gireceğim. Benim de beklentilerim var, umut çok. Ya yeni yıl! Bu beklentileri beraberinde getirecek mi? Angela’nın her zamanki gibi bir hafta kadar önce Noel ve yeni yıl kartı gelmişti, o da benim kartı almış olmalıydı; fakat Silvia’dan henüz bir kart gelmedi, her sene doğum günlerimde olduğu gibi Noel ve yılbaşı için de kart gönderirdi. Aklıma Noel’den önce Mısır’a gideceği geldi, bu akşam yılbaşını orada kutlayacak. Belki gezmekten zaman bulamamıştır kart göndermeye. O gittiği her ülkeden de kart postalardı! Doğum günümde gönderdiği son faksı cevaplamadığım için o da darılmış olmalı. Dilara haftaya pazartesiye kadar izinli, büroda tek başınayım. Sibel gittikten sonra Dilara bayağı durgunlaştı, onun gitmesine üzülmüş, eski neşesini yitirmişti. Ondan fazla insanın çalıştığı şirkette bir anda iki kişi kaldık. Her şeyin nasıl oldu da böyle hızla gerilediğine bir anlam veremiyorum. Ne oldu da üç ay içinde Şirket dağıldı? Ne oldu da hiçbir yerden yeni bir iş alamıyor, tahsilat yapamıyorum? Ve ne oldu da geceleri kâbus görüyorum... Son doğum günümde olduğu gibi yeni yılı belki de ilk defa yalnız geçireceğim. Öğlen vaktinin gelip geçmesiyle karnım acıktı, telefon açıp yemek siparişi verdim. Yemeğin ardından sabah aldığım gazeteleri tekrar gözden geçirirken zil çaldı. Kapının ardında Zeliha, Serap ve yanlarında orta yaşlı bir bayan vardı, içeri davet ettim. Zeliha onu; “Bu Hatice teyze, Serap’ın annesi,” diye tanıttıktan sonra oturmaları için Sibel’in odasına, yani şimdi kullanılmayan odaya geçtik. “Hoş geldiniz!” dedim ve Zeliha’ya da bizlere bir şeyler ikram etmesini söyledim. Zaten yemekten sonra canım kahve istemişti. Zeliha Serap ile birlikte mutfağa gitti. Hatice Hanım: “Kızlar sizden bahsetti, geçenlerde burada birlikte temizlik yapmışlar, sürekli burayı ve sizi anlatıp durdular, hatta Zeliha sizden için başka bir isim söylüyordu önce.” “Ne gibi bir isim?” Mutfaktaki Zeliha’ya seslenerek: “Zeliha! Turgay Bey için bana başka bir isim söylüyordun, neydi o?” Zeliha kapının önüne gelerek ona sus işareti yapıp geri döndü. Anlaşılan bana bir lakap takmışlardı. Hatice Hanım devam etti: “Her neyse, o kadar önemli değil, alışverişe çıktık buradan geçince bir uğrayalım dedik.” “İyi yapmışsınız, kızınız Serap bayağı efendi ve çalışkan bir kıza benziyor. Babasının vefat etmiş olduğunu söyleyince üzülmüştüm.” “O babasını severdi, babası da onun üzerine bayağı titrerdi.” “Hayat bu, hepimizin gideceği yer orası, bir çocuğunuz daha varmış, o nerde?” diye sordum. “Okul arkadaşında, bizimle alışverişe pek çıkmaz.” Kısa boylu, kilosu boyuna orantılı, uzun ve kumral saçlı Hatice Hanım şık giyimli bir kadın olarak dikkatimi çekti. Kızı böyle şık giyimlere pek önem veren birine benzemiyor. Kahvelerimiz geldi, içmeye başlarken Serap’ın üşütmüş olduğunu fark ettim, bu soğuklarda öylesi ince giysiler içinde herkes üşütebilirdi; ayağında kot pantolon, üzerinde kısa ince bir kot kumaşından mont ve onun altında sadece ‘V’ yaka ince bir kazak… Oysaki annesinin kılık kıyafeti, kışlık kalın mantosu yerli yerinde. Serap, temizliğe yardım ederken verdiğim parayla kendine kalın bir kazak alabilirdi. “Bu havada ince giyinirsen işte böyle üşütürsün, kalın bir giysin yok muydu?” diye sorduğumda; “Pek kalın şeyler giyinmiyorum,” cevabının doğru olamayacağını herkes anlardı. Hatice Hanım: “Bu akşam yılbaşını nasıl geçireceksiniz?” “Henüz bilmiyorum, ya eve gidip oturacağım veya buralarda gece yarısına kadar bir yere giderim.” “Yılbaşı da yalnız geçirilir mi? Sizi bize davet ederdik, nasıl olsa biz de yalnızız; fakat evimiz uygun değil, mobilyamız bile yok, rahat edemezsiniz.” “Davetiniz için teşekkürler, yalnız geçirmek de fena olmaz, ayrıca ben rahat düşkünü biri değilim.” “Veya gelin hepimiz, çoluk çocuk yılbaşını burada geçirelim, siz ne dersiniz kızlar?” diye sordu Hatice Hanım. Serap: “Bilmem!” Zeliha: “Ben isterdim; ama annem ve dayım beni bekliyor.” “Annene telefon aç, gece bizde kalırsın, nasıl olsa evimiz buraya yakın.” “Biliyorsun evde telefonumuz yok,” diye cevapladı Zeliha. “Siz ne diyorsunuz Turgay Bey?” “Benim için uygun, zaten bir planım yoktu.” “Tamam o halde, bu yılbaşında buradayız.” Serap; “Burada müzik seti de var, kasetlerimi getirebilir miyim?” diye memnun olmuşçasına sordu. “Tabii getirebilirsin,” dedim. Misafirlerim ayrıldıktan sonra anlaştığımız gibi alışverişe çıktım. Alacaklarımı önceden bir liste halinde sıralamıştık. Kendime birkaç şişe bira almayı da ihmal etmedim. Oturacak yer olarak bürodaki kendi odamı hazırladım. Akşam sekizde misafirlerim geldi. On yaşındaki oğlu Emre sınıf arkadaşı ve komşusu Can’ı birlikte getirmişti. Hatice Hanım evde hazırladığı yiyecekleri de mutfaktan getirdiği tabaklara boşaltıp büyük sehpanın üzerine yerleştirdi. Sohbet ediyor, Serap’ın getirdiği kasetlerdeki şarkıları dinliyoruz. Saat ona doğru Serap kendini iyi hissetmediğini söyledi, ateşi de vardı. Odadaki kanepenin üzerine uzanabileceğini söyledim, iki büklüm halinde uzanan Sarap’ın üzerini kullanmadığımız kalın perdelerin biriyle örttüm. Güzel bir yılbaşı geçirmek isterken hastalanması onun şanssızlığıydı. Saat yirmi dördü gösterdiğinde, yattığı kanepede uyuyan Serap hariç birbirimizin yeni yılını kutladık, bir saat kadar sonra oturdukları binanın kapısına kadar onlara refakat ettim.
(1. Bölümün sonu) |
