ORG ve Tora Bora —1. BÖLÜM  ©

Roman

Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi

<<<<<

-19-

 

“Tamam, bizleri rahat bırakırsan on milyar vereceğim; ama örgütünün ismini bilmem gerek.”

“Neden?”

“Sana ne kadar para verdiğime dair bir belge de vereceğim, onun için, sonra örgütün aldığın paranın hepsini vermedin diye seni öldürür, örgütün diğer mensuplarına gösterirsin.”

Bu esnada son durum hakkında bilgi edinmek için gelen iki sivil polis memuru konuşmalara kulak vermeye başladı.

Sapık son cümlemi;

“Pislik etme, ben aptal değilim,” diye cevaplayıp telefonu kapadı.

Memurlara:

“İşittiniz değil mi? Şimdi de para istiyor, örgütüne lazımmış…”

“Şu işe bak! Biz de geçmişiniz hakkında biraz konuşmak için gelmiştik, herhangi bir politik etkinliğe karışıp karışmadığınızı öğrenmek istiyorduk, belki bu adamı bulmamıza yardımcı olur diye,” dedi onlardan biri.

“Herhangi bir siyasi partiye bile üye değilim, zaten yedi senedir Türkiye’deyim, politik karışıklıklar olduğu zaman Almanya’daydım, on sekiz sene orada kaldım.”

“Bunlar bir çete de olabilir, ondan bundan haraç isteyen yeni bir çete, merak etmeyin onu veya onları bulacağız, ekipteki arkadaşlarımız da ara sıra büronuzu  kontrol ediyor.”

“Farkındayım.”

Bürodan ayrıldıklarında onlara teşekkür ettim. Serseri “on milyar” diyordu. Bununla bulunduğum muhitte en az üç tane güzel ve büyük daire satın alınabilir. Polis memurlarının dediği gibi bir çete olabilirdi bunlar, belki de resmi dairede çalışıyorlar.

Saatler ilerledi, akşam beşi geçtiğinde beklediğimiz gerçekleşti, sapık işinden çıkmış, herhangi bir telefon kulübesinden arıyor.

“Ne istiyorsun yine?” diye sordu Dilara.

“O uzun da akıllılık etti.”

“Hangi uzun?”

“Orada çalışan uzun,” derken İlhan’ı kastediyor olmalıydı.

“Hakan Bey’den mi bahsediyorsun?”

“İsmi her neyse, o da akıllılık edip işten ayrıldı.”

“O işten ayrılmadı, senelik iznine çıktı.”

“İşten ayrıldığını biliyorum, yakında sizler de ayrılmazsanız patronunuzla birlikte havaya uçurulacaksınız.”

“Bizler kim? Burada sadece patronla ben varım.” Dilara işini gayet iyi yürütüyordu, İlhan’dan Hakan diye bahsetmesi, büroda iki kişi olduğumuzu filan, sapık devam etti:

“Sen ve yanındaki kız.”

“Ha… Şimdi anladım, arkadaşım Emine’den bahsediyorsun.”

Sapık:

“Onun adı Emine değil.”

“Nedir o halde? Arkadaşımın ismini benden iyi mi bileceksin?”       

“S... S harfiyle başlıyor, şimdi aklıma gelmiyor.”

“Bak sen! Tesadüfen o da şimdi geldi, onunla konuşmak ister misin?”

“Evet, telefona ver.”

Sibel telefona geçti.

“Sen beni tanıyor musun?”

“Hepinizi tanıyorum.”

“Yalan söyleme! Beni tanıyamazsın, daha ismimi bile bilmiyorsun, ‘hayır, Emine değil’ diyorsun.”

“S harfiyle başlıyordu. Evet evet... Şimdi hatırladım; ismin Sibel.”

“Madem bize inanmıyorsun, o halde nerede oturduğumu söyle?”

“Sizleri takip ettim, sen Eyüp’te oturuyorsun. Diğer kız da yolunun üzerinde oturuyor.”

“Ne zaman takip ettin bizi?”

“Daha dün akşam seni takip ettim, otobüste tam arkanda oturuyordum, sen sağda cam tarafında oturuyordun, yanında oturan kadınla sohbet ettin,” diyince Sibel’in yüzü kızardı. Telefona geçtim.

“Beni iyi dinle serseri, seni yakalayınca ne yapacağımı biliyorsun değil mi?”

“Ne yaparsın beni döver misin?”

“Dövmek de ne kelime, kafanı kıracağım,” diyerek görüşmeyi tamamladım.

Sibel endişeli bir halde:

“Dediği doğru, dün sağ tarafta pencere kenarında oturuyor ve yanımda oturan kadınla sohbet ediyordum.”

“Tanıdık bir yüz gördün mü?”

“Dikkat etmedim.”

“Bundan sonra dikkat et, para isteyen bir örgüt veya çete mensubu seni evine kadar takip etmez, şimdi ona gittikçe yaklaşıyoruz, senin çevrenden biri olabilir.” Savcının bana söyledikleri aklıma geldi: “Karısı ile birlikte şikâyete gelen kocası telefon sapığı çıktı.” Bunu Sibel’e tekrar hatırlatıp;

“Hiç ummadığın biri olabilir, seni kıskanan biri,” dediğimde paydos vakti gelmişti.

Sibel;

“Söylediklerini dikkate alacağım.”

Bürodan çıkmak için hazırlımızı yapıp kızları otobüs durağına kadar izledim.

Geçen günler insanlarda yılbaşı heyecanını daha da artırıyor, kimine ümit kapısını aralıyordu, o ana yirmi günden az bir zaman kaldı. Herkes yeni yıla yeni bir umutla girme arzusunda. Bugün büroya iki saat geç geldim. Sibel ve Dilara dosyaları, kitapları dolaplardan ve raflardan indirmiş tozlarını alıyor.

“Hayrola! Yarın temizlikçi kadın gelecek, ona teferruatlı bir temizlik yapmasını zaten söylememiş miydik?” diye sordum.

Sibel:

“Olsun, yapacak fazla işimiz yok bugün, temizlikçi yarın tüm jaluzileri temizler, onlar iyice tozlandı, yapacağı yeteri kadar iş var.”

Dilara:

“Valla patron, Sibel’e söyledim, beni dinlemedi, büyüğünün lafını dinlemediğinden işin zorunu ona bıraktım.”

Sibel:

“Şuna bak be! Boyu benden uzun diye hemen büyüğüm oluverdi…”

Dilara saçıyla bıyık yaparak kalın bir sesle:

“Yavrum! Ne diyon sen ha?”

Sonra saçını düzeltip kendi sorusunu kendi cevapladı.

“Ay şekerim! Sana demedim, senin gibi güçlü kuvvetli... Ve yakışıklı... Erkeğe laf mı söylenir!” derken Sibel’in kollarını ve yüzünü sıvazlıyordu.

Dilara her sıkıntılı atmosferde bile bizleri güldürmeyi başarıyor. Mutfağa girip kendime ve onlara birer kahve yaptım. Kulağım telefonlarda. Gelen her on telefonun biri müşteriden, firmalardan. Sapık konuştuğunda ihtiyatlı davranıyor, ipucu vermemeye çalışıyor. Nadir de olsa öğleden önceleri konuşmaya başlaması resmi bir dairede çalıştığı şüphesine ters düşüyordu. Sibel’e sordum:

“Otobüslerde dikkat ediyor musun, tanıdık birine rastladın mı?”

“Rastlamadım; fakat...”

“E… Devam et?”

“Geçen cumartesi Laleli’de bir mağazadan çıkınca mahallemizde oturan birine rastlamıştım, ben içerdeyken vitrine baktığını fark etmiştim, dışarı çıkarken benimle tesadüfen karşılaşmış gibi önüme atladı neredeyse, onu düşünüyorum.”

“Sana karşı bir ilgisi var mı?”

“Nişanlım Özcan’ın bir arkadaşı, ben nişanlanmadan önce bir kız arkadaşıma benden hoşlandığını, benimle çıkmak istediğini söylemiş, hatta arkadaşlarla birkaç   defa dışarı çıktığımızda o da birlikte gelmişti; fakat onunla ilgilenmedim, zaten kendisi pek konuşkan biri değil, genelde dinler.”

“Ne iş yaptığını, nerede çalıştığını biliyor musun?”

“Hayır, dayımın oğlu onu iyi tanıyor, onun da arkadaşı, ona veya nişanlıma  sorabilirim.”

“Bence dayının oğluna sor, aksi halde nişanlın sebebini bilmek isteyebilir. Adı ne onun?”

“Baki,” diye cevapladı Sibel.

“Kaç yaşlarında bu Baki?”

“Yirmi altı veya yirmi yedi.”

>>>>>

Fazla uzatmaya gerek yok.Sibel'in korkusuKahve

1 - 2 - 34 5 - 6 - 7 - 8 9 - 10111213 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 -  20 - 21 - 22 - 23 - 24

Anasayfa/HOME       Roman       Bölüm2      Bölüm3    Bölüm4    Bölüm5         DEUTSCH    ENGLISH

Sohbet odası