ORG ve Tora Bora —1. BÖLÜM  ©

Roman

Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi

<<<<<

-12-

 

“Ya çok çivili bir yoldan geçtiniz, veya...”

“Evet, veya?”

“Biri kasten yapmış olabilir.”

Hayatımla oynayan biri var anlaşılan. Telefon açan bu adam böyle bir şey yapabilir miydi? Bugün telefonda “beklesin ve görsün” demek istediği bu olabilirdi. O halde bu adam arabamı tanıyor ve bugün de buralarda bir yerdeydi, belki her gün yakınımızda, onu her gün görüyor ve farkında değiliz. Onun kim olabileceği, benden ne istediği sürekli kafamı kurcalıyor. Tekrar yola koyulduğumda her günkü gittiğim güzergâhı değiştirdim. Dikiz aynasından sıkça arkayı kontrol ediyor, takip edilip edilmediğimi anlamaya çalışıyorum. Takipçimin olmadığına kanaat getirince evimin yolunu tuttum.

Bu sabah arabamı bürodan birkaç sokak öteye park ettim. Dünkü olay hakkında sadece İlhan ile konuştum, tanımadıkları ve beklemedikleri herhangi birini içeriye almamaları konusunda diğerlerini birlikte tembih edip jaluzilerin de tamamen açılmaması gerektiğini tekrar hatırlattık.

Bir hafta boyunca tahsilat yapacağımız yerlerden parasız pulsuz geri geliyorduk. Paydostan sonra bir yerde oturup sohbet ederek bazı detayları gözden geçirmemiz gerektiğini İlhan ile birlikte kararlaştırıp yakınlarda bir bara gittik. Anadolu yakasında oturan İlhan arabasını evde bırakıp bugün deniz yoluyla gelmişti, son seferini yapacak deniz otobüsü veya vapur ile karşıya geçecek. Bense arabayı park ettiğim yerde bırakıp taksiyle eve gideceğim. Aykut bu ay sonu askerliğinden dolayı yanımızdan ayrılacak. İşlerin iyi gitmediğini düşünerek onun yerine şimdilik başka bir eleman almanın doğru olmayacağı  kararına vardık. 

Ertesi gün büroya otobüsle geldim. Dilara beni karşıladı:

“Şantiyeden Hüseyin Bey arayıp yanına uğraman gerektiğini söyledi.”

“Bir kahve içip giderim.”

“Az önce yapmıştım, henüz sıcak, getireyim.”

Arabayı park ettiğim yere gittim. Artık onu her zamanki yere değil, değişik yerlere park ediyorum, binmeden önce ihtiyatla sağına soluna baktım ve çalıştırıp yola koyuldum. Caddeye girdikten kısa bir müddet sonra ilerideki trafik lambasının kırmızı olduğunu gördüğümde hızımı yavaşlattım, ışıklara yaklaşınca hafifçe frene basarken pedalın bayağı yumuşak olduğunu fark ettim, ayağımı pedaldan çekip tekrar bastım. Tanrım! Pedal boş, fren tutmuyor. İleride aynı şeritte kırmızı ışıkta durmuş bir araba var. Yan aynadan müsait olduğunu gördüğümde sol şeride geçtim, o şeritten gelen bir araba arkamdan kornasına bastı, neden önüme geçtin diyordu sanki.

“Bre adam, zaten ilerideki lâmba kırmızı!” diye bağırdım, böyle bir durumda nasıl hareket edileceğini biliyordum, vitesi çabukça küçültüp ikiye aldım, ardından yavaşça kademeli olarak el frenini çekmeye başladım, arabamı ancak ışıkları bir iki metre geçtikten sonra durdurabildim, ışıklara doğru yavaş ilerlemem ve caddenin düz olması bir faciayı önlemişti. Arkadaki arabadan inenlerin yardımıyla arabamı sağa yittik ve cepten büroyu aradım.

“Dilara, caddede ilk ışıklarda kaldım, tamirciyi arar mısın? Bir çekiciyle gelsin.”

“Hayrola, önemli bir şey mi?”

“Hayır, Hüseyin Bey’i de ara, birkaç saat gecikebileceğimi söyle.”

Yarım saat sonra çekici geldi. Arabayı tamirhaneye çektik. Fren tesisatını inceleyen tamirci:

“Arka fren merkezinin vidası gevşek, frene basınca fren yağı buradan dışarı boşalmış.”

“Bu vida kendiliğinden gevşeyebilir mi?”

“Kendiliğinden gevşemesine imkân yok, gevşetilmiş.”

“Park yerinden çıktığımda da frene basmıştım, o zaman bir şey hissetmemiştim.”

“Vida tamamen çıkartılmış olsaydı farkına varırdın, bunu yapan her kimse bilhassa gevşetmiş ki trafiğe çıkıp birkaç frenlemeden sonra frenler boşalsın.” Ardından ilâve etti:

“İşini bilen bir kimse.”

“Evet, işini bilen biri,” diye mırıldanırken beni tehdit eden ve sürekli telefon açan bu adamın ne kadar ciddi olduğu anladım. Kendi kendime yemin ettim: “Seni yakalayacağım!”

Tamirat uzun sürmedi. Şantiyede neden geç geldiğimi soran Hüseyin’e durumu anlattım ve kısa süren işimi halledip büroya döndüm. Önce savcılığa müracaat etmeliydim. Saate baktım, yirmi dakika sonra kapanacak. Müracaatım pazartesiye kaldı. Büroda telefonlar halen ardı ardına çalıyor. Bir sandalye alıp santralın bulunduğu Dilara’nın masasına geçtim. Telefonda konuşsa veya dinlese söyleyeceğim birkaç kelime var. Başkalarının bizimle telefon irtibatı kurması  da imkânsız; zira her üç hattı meşgul ediyor. Bunu bir değil birkaç kişi yapıyor olmalı. Büroda herkes endişeli, tedirgin ve sinirli.

Sakin bir hafta sonunu evde geçirdim ve pazartesi sabahı çıkar çıkmaz ilk işim savcılığa müracaat etmek oldu. Büroya geldiğimde çalan telefonlara bazen ben çıkıyorum, o ise konuşmayıp hemen kapatıyor, bir defasında karşı tarafın kapamadığını fark ettim ve konuşmaya başladım.

“Beni dinle serseri, hemen kapama, sana birkaç lâfım var.”

Karşıdan bir bayan sesi geldi.

“Ne oluyor beyefendi, ne biçim konuşuyorsunuz öyle?”

Hemen kendimi toparladım.

“Kusura bakmayın hanımefendi, telefonumuz saatlerce bir sapık tarafından meşgul ediliyor, yine onun olduğunu sandım, özür dilerim.”

“Ben de yarım saattir size ulaşmaya çalışıyorum, her hattınız meşgul çalıyor, En-Va Şirketinden arıyorum, Turgay Bey ile görüşecektim.”

“Evet benim.”

“Müdür Bey sizinle görüşmek istiyor, bağlıyorum.”

“Tekrar özür dilerim hanımefendi.”

“Önemli değil,” diyerek müdürünü bağladı.

“İyi günler, ben müdür yardımcısı Erdal, geçen hafta Vimp Şirketinde bir toplantımız vardı, yurtdışındaki proje için sizin iki seneden beri bir çalışmanız varmış, biz bu projenin müteahhitliğine talibiz, sizinle görüşmemiz gerektiğini söylediler, en kısa zamanda sizi davet edip görüşmek istiyoruz, bir toplantı için ne zaman müsaitsiniz?”

Kısaca ajandaya baktım.

“Çarşamba öğleden sonra veya cuma öğleden önce olabilir.”

“Çarşamba bizim için de uygun, o halde sizi saat on dörtte bekliyoruz.”

Görüşmeyi tamamlayıp odama girdim, bir müddet sonra Dilara bir tabak baklavayla yanıma geldi.

“Hayrola! Baklava da nereden çıktı?”

“Sabah yeğenin İlker geldi, seni bekleyip gitti, annen göndermiş, İstanbul’daymış.”

“Hayret! Annem beni düşünüp baklava gönderecek biri değildir.”

“Neden buraya hiç gelmiyor? Tanımış olurduk.”

“Aman kalsın, hiç tanımayın daha iyi.”

Annem hakkında fazla konuşmaya gelmezdi. Aksi halde konu iyice uzar, ayrıca annemle aramdaki kötü ilişkiyi başkalarının bilmesine gerek yok. Ya büroya gelip burada iki kızın çalıştığını görse!.. Yeğenimi, büronun yerini ve çalışanlarını anneme söylememesi hususunda önceleri sıkı sıkıya tembihlemiştim.

Vimp Şirketi projeyi hazırlayan bir kuruluştu. Bahsi geçen proje üzerine uzun süren bir çalışmamız benimsenmiş, neredeyse onama aşamasına gelinmişti. Günlerden çarşamba, En-Va Şirketindeki görüşmeye gittiğimde toplantı salonunda altı kişilik bir gurup tarafından karşılandım. Konuya geçildi.

“Genel müdürümüz dün İstanbul’da olacaktı, henüz gelmediği için bu toplantıya katılamayacak, projedeki çalışmalarınızı gördük, gerçi bu projenin ihaleye çıkartılıp çıkartılmayacağı veya ne zaman çıkartılacağı henüz belli değil. Siz bu işin uzmanı olduğunuz için Vimp Şirketi tarafından işin sizin kontrolünüzde yapılmasının doğru olacağı bize bildirildi. Biz müteahhit olarak bu işe talibiz ve sizinle çalışmak istiyoruz.”

Henüz bir anlaşmaya varmadan proje üzerinde teferruatlı olarak görüştük.

Ertesi gün bürodan Vimp Şirketini arayıp cuma günü için randevu aldım, En-Va Şirketindeki görüşmeden bahsedip;

“Bana projenin yakında ihale aşamasına gelebileceği söylendi, biliyorsunuz; herhangi bir müteahhit firma ihaleyi kazandıktan sonra işin ucuzuna kaçabilir, burada kastetmek istediğim ‘işin sağlıklı yapılamayacağı’ anlamını taşıyabilir. Bunun için önlemleriniz var mı?” diye sordum.

“Şahsi fikrimi soracak olursanız; bir ihale taraftarı değilim. Sizin çalışmalarınızdaki  fiyat önerileri zaten ayrılan ödenekten düşük. Üniversitelere yaptırdığımız bilimsel araştırmalarda da size yönelik tavsiyeler var, işin uzmanı olduğunuz için tüm projeyi size devretmek yönetim kurulunca benimsendi.” Derin bir nefes alıp devam etti: “İhaleye çıksa bile işin sizin kontrollüğünüz altında yapılması şartını koydurtmayı düşünüyoruz, nihayetinde son kararı verecek olan Bakanlıktır,

>>>>>

Çekicilik.
Düldül
ÖzürToplantı

1 - 2 - 34 5 - 6 - 7 - 8 9 - 1011 -  12 -  13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 1920 - 21 - 22 - 23 - 24

Anasayfa/HOME       Roman       Bölüm2      Bölüm3    Bölüm4    Bölüm5         DEUTSCH    ENGLISH

Sohbet odası