<<<<<

-9-

 

İş konusunda ayrıntılı sohbete başladığımızda Dilara İlhan için ayırdığı doğum günü pastası ve kahve ile içeri girdi, bana da bir yorgunluk kahvesi yapmıştı. İlhan yarın vereceği bir tekliften bahsediyordu. Teklifimizin kabul edileceğini umuyorduk; zira gelecekteki planlarımızın gerçekleşmesi ve şirketin büyüyüp imalata geçmesi tekliflerimizin onaylanmasına  bağlıydı. İş paydosuna yakın bir saatte şantiyeden gelen Hüseyin raporunu sundu. Şantiyede altı veya yedi haftalık işimiz kalmıştı, o zamana kadar yeni bir iş alamazsak şantiyede çalışan sekiz kişi işsiz kalacak. O da olaydan, bu kötü şakadan haberdar edilirken son dilim doğum günü pastasındaki nasibini aldı. Paydostan sonra doğruca eve gittim, arabayı park edip yolun karşısındaki bakkala girerek iki bira aldım. Akşam yemeklerinden önce bazen bir iki bira alıp içerim, günlük yorgunluğumu gideriyor. Bazen de yemekten hemen önce veya arasında, ki bu benim yiyeceğim yemeğe bağlı, iki üç bardak kırmızı şarap alırım. Alışveriş sonrası yukarı çıktım, elimdekileri mutfağa bırakıp hafifçe araladığım tül perdenin arasından dışarı baktım, beni tehdit eden biri buralarda olabilirdi. Aslında tehditçilerin saldırmak gibi niyetleri varsa oturduğum muhit işyerine göre daha müsait. Dışarıda olağanüstü bir şey görmedim. Bir taraftan da kulağım her an çalabilir diye telefondaydı, yanındaki faksa baktım; bir mesaj var, Silvia gönderiyor, doğum günümü kutlamakla başlıyor.

“...Bana halen kızgın mısın arkadaşım? Lütfen kızma artık ve bana yaz, senden alacağım bir habere ihtiyacım var... Bu yaz tanıştığım bir bayan arkadaşımla aralık ayının ortasında Mısır’a gidip Noel ve yılbaşını orada geçireceğim, o zamana kadar yazarsın değil mi? Öpüyorum. Silvia,” diye yazarak bir sayfa dolusu faksını sonluyor. Geçen ayın yirmi dokuzunda  Silvia’nın kırkıncı yaş günü vardı, benden dört yaş küçük. Onunla on dört veya on beş sene kadar önce tanışmıştım. Bir defa benimle birlikte, iki defa da ben kesin dönüş yaptıktan sonra Türkiye’ye beni ziyarete ve tatile gelmişti. Silvia sevgilim değil, aramızdaki ilişki arkadaşlıktan da öte bir dostluk ilişkisiydi. Almanya’da oturduğum yere yakın başka bir şehirde, Bonn’da oturuyordu. Bazı hafta sonları yanına gider, akşamları eğlence yerlerine takılır, geceyi evinde geçirirdim. Kimi kez beni kızdırmaktan zevk alırdı. Ona göre, kızgın olduğum zaman daha sevimli oluyormuşum. Müşterek arkadaşımız Manuela ile birlikte bu yaz İstanbul’a geldiğinde, dönüş yolculuğundan bir gün önce Ortaköy’de bir bara gitmiştik. Orada sırf muziplik olsun diye barın tuvaletinden aldığı bir rulo tuvalet kâğıdını dönüşünde kafama fırlatarak beni sinirlendirmiş, ardından önümde diz çöküp dizlerime sarılarak “beni afet!” diye rol yapmaya başlamıştı. Barda hemen herkesin gözleri üzerimize çevrilmişti, belki de bana “kadına ıstırap çektiren kaba bir adam” diye bakıyorlardı. Oysaki gerçek bir pantomim ustası olan Silvia içtiği biranın da etkisiyle beni kızdırmak için rolünü oynuyordu. O an hesabı ödeyip kolundan tutarak birlikte bardan çıkmaktan başka bir şey yapamazdım. Almanya’ya döndüğünde bana gönderdiği mektup ve fakslarını cevaplamayıp onu cezalandırıyordum, birkaç ay daha cezalandırmaya niyetliyim. Akşam haberlerini izlemek için televizyonu açmaya giderken telefon çaldı, gündüz büroda arayan kimliği meçhul adam olabilir düşüncesiyle ahizeyi kaldırdım.

“Efendim!”                                                                                              

“Aşkım, neredeydin? Bu üçüncü arayışım.” Arayan İlknur idi.

“Bürodan yeni geldim.”                                                                                  

“Doğum günün kutlu olsun. Doğum gününde buraya geleceksin diye bekledim; fakat gelmedin, dün akşam da evde yoktun.”

“Dışarı çıkmıştım.”

“Herhalde yalnız değil… İstanbul’da güzel kızlar var, bir sevgilin de mutlaka orada vardır.”

“Yalnızdım, biliyorsun burada sevgilim yok.”

“Olabilir canım, senin gibi bir erkeği kim istemez ki! Nereye gidersek kızların gözü senin üzerinde, bu beni çıldırtmıyor, aksine memnun ediyor, benden için ‘ne şanslı bir kadın’ diyorlardır herhalde. Neden uzun zamandır gelmiyorsun?”

“Biliyorsun çok meşgulüm, yakında geleceğim.”

“O halde beni fazla bekletme, seni ellerimle ve bedenimle hissetmek istiyorum.”

Telefondaki sesi de kendisi gibi seksi idi. Onun zaten bu yönünü, yani seksi oluşunu beğeniyorum. Onunla iki sene önce yazın Erdek’te tanışmıştım:

Anılar başlıyor.

Hafta sonunu da geçirmek üzere dört veya beş günlüğüne Erdek’e gitmiştim. İşlerimin yoğunlu nedeniyle uzak yerlere giderek uzun süreli tatile çıkma olasılığım azdı. Sahilde bir çay bahçesinde otururken sarışın ve kısa boylu genç bir bayanın masama doğru geldiğini görmüştüm. Üzerinde kolsuz, askılı, biraz diz üstünde bir elbise vardı. Yürürken iri göğüslerinin hareketi sutyen takmadığını belli ediyordu. Vücudu güneşte bronzlaşmış, yirmi dört, yirmi beş yaşları civarında olmalıydı. Yanıma yaklaşıp;

“Oturabilir miyim?” diye sormuştu. İster istemez birazcık heyecanlanmış;

“Tabii, buyurun!” diye yer göstermiştim. Gelip yanıma oturması bana tuhaf gelmemişti; zira başlayan arkadaşlıkların çoğunun ilk adımı, hemen hepsi karşı cins tarafından geliyordu, ben aslında birine arkadaşlık teklif edecek kadar cesaretli değilimdir. Sohbete başlamıştık, tahmin ettiğim gibi yirmi beş yaşındaydı, mesleğini icra etmeyen, Bursa’da dedesi, annesi ve kız kardeşiyle birlikte yaşayan bir edebiyat öğretmeniydi. Konuşmasının düzgün olmasının nedeni de bu olmalıydı. Erdek’teki yazlıklarında annesi ve kız kardeşi ile kaldıklarını söylemişti. Uzun bir sohbetin ardından havanın karardığını fark edip biraz dolaşmaya başlamıştık. Sonra  bir bara girdik, garson onun için bir bardak beyaz şarap, benim için bira getirdi. Beni ilk defa dün plâjda gördüğünü, hatta kaldığım otele kadar izlediğini söylediğinde artık senli benli konuşuyorduk. Sözleri açık, kısa ve netti.

“Seni mutlaka tanımalıydım, seni ilk gördüğümde tenim diken diken olmuştu, uzun zamandan beri ilk defa aşırı bir derecede kadınlığımı hissettim,” demesi cinsel duygularımı harekete geçirmişti. Üniversiteyi bitirdikten sonra nişanlanmış, iki sene önce psikolojik bunalıma giren nişanlısının intihar ettiğini anlatmıştı. Mesleğini de bu yüzden bıraktığını söylüyordu. Oturduğumuz koltukta bana iyice sokulmuştu, bu kısa mesafeden parfümünün arasına sıkışmış teninin kokusunu alıyor, iri göğüslerinin üst kısmını elbisesinin üzerinden seyredebiliyordum. Elimi tutup bacaklarına götürdü.

“Bak! Her tarafım halen diken diken, tenim de ne kadar sıcak… Hissediyor musun?”

Bunları söylerken mavi gözlerini gözlerime dikmiş, ardından vücudumu baştan aşağı süzmesi beni adeta çıldırtmıştı. Bu, aşka susamış bir afet miydi yoksa beni gerçekten çok mu arzu ediyordu!.. Ben de onun gibi sabırsızdım, bir müddet sonra bardan çıkıp kaldığım otele doğru birlikte giderken;

“Hayır, otelde olmaz! Bende komşumuzun yazlığının anahtarı var, şu an boş, oraya gidelim,” demişti.

Anlaşılan hazırlıklı gelmişti, yazlığa gittik. Göze çarpmayalım diye de yolda dikkat ediyordu. Salona girer girmez birbirimize sarıldık, birbirimizi koklayıp öpüyorduk. Elbisesinin askılarını çıkardım, üzerindeki paçavra yere inmiş, iri göğüsleri bana doğru dikilmişti, önce gözlerimin önünde dimdik duran o muhteşem şeyler ardından avuçlarımdan taşıyor, o da bir taraftan gömleğimi çıkartarak açılan omuzlarımı, göğsümü, karnımı öpüyordu. Artık onunla birlikte Adem gibi havalı bir halde yerdeki halının üzerindeydim. İçtepiler vücutları kaynaşmaya doğru sürüklerken;

“Dikkat et! Bakireyim,” dediğinde şaşırmış gibi yüzüne baktım, sonra devam etti: 

“Seni arzuluyorum, öyle ya da böyle, seni bedenimde istiyorum.”

Elma ısırıldığından beri onu ya Bursa’da ziyaret ediyordum veya Erdek’te yazlıklarında buluşuyorduk. O her zaman seksi idi ve seksi oluşundan hiç bir şey kaybetmemişti. Sürekli beni kaybetmek istemediğini, terk edilmektense başka bir sevgilimin daha kabul edilebileceğini söylüyordu.

Anılar bitti, romana devam.

Ne akşam ne de gece, her kimse beni tehdit eden o şahıstan eve telefon gelmedi. “Ya oturduğum yeri ve telefon numarasını bilmiyor veya kötü şakasından vazgeçti” diye söylendim. Ertesi sabah büroya her zamankinden bir saat kadar geç geldim. Dilara:

“Neden geciktin? Büroyu açar açmaz dünkü adam yine aradı.” Evin telefon

>>>>>

Dosttan bir sayfa faks.Sarı Bomba...

ORG ve Tora Bora —1. BÖLÜM  ©

Roman

Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi

Resim: Pervin Demircan. www.resimsergileri.comResim: Safa Bute, "Adam&Eve"  www.resimsergileri.com

1 - 2 - 34 5 - 6 - 7 - 8 -  9 - 10111213 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 1920 - 21 - 22 - 23 - 24

Pervin Demircan

Safa Bute: Adam&Eve

Anasayfa/HOME       Roman       Bölüm2      Bölüm3    Bölüm4    Bölüm5         DEUTSCH    ENGLISH

Sohbet odası