<<<<<

-4-

 

“Bir şey mi oldu?”

“Tehdit ediliyorsun.”

“Ne tehdidi? Kim tehdit ediyor?”

“Telefonda anlatmam uzun sürer, buraya gel anlatırız.”

“Bu bir şaka mı?”

“Hayır, çok ciddiyim, hemen gel!”

Zaten böyle bir şaka yapılamazdı ve hiçbir zaman da benzeri yapılmamıştı, ciddi bir şey olduğundan eminim. Nitekim otoyolda kamyondan yuvarlanan daire şeklindeki bu levha olayı... Kırk dört yaşı pek iyi başlamadı anlaşılan. Benzer olaylar 1989 yılında da olmuştu. Bir sene sonra, yani 1990’da temelli olarak Türkiye’ye dönüş yapıp İstanbul’da yerleşmeye niyetlenmiştim, şirketi kurmak için önceden faaliyette bulunmam gerekiyordu; fakat her şey ters gitmeye başlamış, olanlardan kurtulup tekrar Almanya’ya ayak bastığımda şükretmiştim. Olaylarda ister istemez suçlanansa annemdi:

Anılar başlıyor.

O zaman, 1989’un Nisan ayında Yeşilköy’deki havaalanında İstanbul’a ayak basmıştım. Taksiye atlamış sahil yolundan annemin yanına gidiyordum, oturduğu yer Marmara sahiline yakın, yürüyerek on beş dakikalık bir mesafedeydi, babamdan boşanalı seneler olmuştu ve altmış iki yaşındaydı. Kardeşleri, yeğenleri, torunları aynı mahallede, hatta bazıları aynı binada oturuyordu. Taksinin içinden Marmara Denizi’ni seyrederken bu kocaman ve muhteşem şehre ilk defa altı yaşında geldiğimi hatırlamıştım; o gün Haydarpaşa Garı’ndan çıktığımda o kocaman deniz tüm heybetiyle tam karşımdaydı, içimi heyecan dolu bir ürpertinin kapladığı o anı unutamıyorum. Türkiye’ye her gelişimde mutlaka önce İstanbul’a uğrardım. Boğaz kenarında bir yerde çay, kahve veya bira içmek senelik yorgunluğumu gideriyordu; bedenimi Boğaz’da uçuşan martılar gibi hafif, ruhumu onlar gibi serbest hissediyordum. Eve varmıştım. Geleceğimi önceden haber verdiğimden beni bekliyorlardı. Önce annemin elini öptüm, sonra diğer akrabalarımla kucaklaştım. İlk iki günümü İstanbul’u gezerek geçirmiştim. Bir gün eve geldiğimde eşyalarımın valize yerleştirilmiş olduğunu görünce şaşırdım.

“Anne neler oluyor, neden valizim hazırlandı?”

“Buradan gidiyoruz.”

“Nereye?”

“Çerkezköy’deki evine, evin yapıldı bitti, artık orada beraber oturacağız.”

“Bunları nereden çıkardın, nereden aklına geldi şimdi? Biliyorsun; burada şirket kurup tekrar Almanya’ya gideceğim ve bir sene sonra geri geleceğim, o zaman da İstanbul’a yerleşeceğim.”

 “Hayır, tekrar Almanya’ya gitmeyeceksin, biliyorum yine o kadına gideceksin.”

 O kadın diye bahsettiği dört sene birlikte olduğum Renate idi. İki sene önce İstanbul’a annemin yanına göndermiştim, annem onu evden kovmuş ve arkasından olmadık laflar etmişti, yani anlattıkları iftiradan başka bir şey değildi. Annemin kıskançlık damarları tutmuştu.

“Sayende onunla bir sene önce ayrıldım, ayrılmamız için elinden geleni yaptın, o artık yok, unut onu, benim tekrar Almanya’ya gidip burada kuracağım şirket için bağlantılar ve anlaşmalar yapmam  gerek.”

“Hayır, yalan söylüyorsun, yine o kadına gideceksin, hem İstanbul’da kalacakmış, şuna bak! İstanbul’da karı kız bol, onun için değil mi? Şirketini de Çerkezköy’de kurarsın, ikimiz el ele sırt sırta verir gül gibi geçiniriz.”

“Orası Çerkezköy’ün içi bile değil, dağ başında sessiz bir yer, telefon bile bağlatamazsın, orada şirket filan olmaz.”

“Neden? Orada kadın bulamazsın değil mi?”

“Bunun kadınla bir alakası yok, hem ben otuz beş yaşında ve bekârım.”

“Ne olmuş? Ben de bekârım, illâ evlenmem mi gerekir? Senin gibi çirkine kim varır! Kadınlar sana paran için gelmek istiyor, yüzüne hayran olduklarından değil.”

“Neler anlatıyorsun böyle? Sen babamla parası için mi evlendin? Halen eskisi gibisin, daha da beter, şimdi kadın konusunu nereden çıkartıyorsun yine?”

“Yalan mı? Öyleyse dün akşam eve neden geç geldin?”

“Geldiğimde akşam saat ondu, ben çocuk değilim ve herhangi bir kadınla birlikte de değildim.”

“Akşamları orospular dışarı çıkar bekâr erkekler değil, orospulara para mı yedireceksin? Evlenip de onun bunun orospusuna mı bakacaksın? Artık bana bakacaksın sen.”

Benzer tavırları liseyi bitirdikten bir sene sonra, yani on yedi sene önce Almanya’ya gideceğim zaman da takınmış ve babamla bu yüzden tartışmıştı. O zamanlar; “hayır, Almanya’ya gitmeyecek, orada ne işi var?” diye tutturup, “bırak çocuğu gitsin, burada üniversite sınavında istediği yeri kazanamadı, orada belki şansı açılır, onun için her şey belki daha iyi olur,” diyen babamla zıtlaşıyordu. Annem inatçılığına devam ediyor, “oraya gidip Alman kadınıyla mı evlenecek?” dediğinde babam; “ben Türk kadını ile evlendim de ne oldu? Ne zaman ve kiminle evlenirse evlenir, ona karışamazsın, evlenecek olan o,” diye cevaplamış, bu tartışma kavga etmelerine kadar uzamıştı. Görüyorum ki annem halen aynı, hiç değişmemiş. Annem kadınları ve kızları hiç sevmez, bu yüzden ağabeyim Altan’ın karısıyla sıkça kavga ederdi ve ne olduysa her şeyi yengemin üzerine atardı. Ayrıca annemin başka bir kötü huyu var;  hoşnut olmadığı herhangi bir durumda muskacılara, üfürükçülere gider, onlardan medet umardı. Hatta küçükken hasta olduğumuzda biz çocuklarını hekime götüreceği yerde babamdan habersiz muskacılara gider muska yaptırırdı. Yatakta uyumadan önce bizlere cinli perili hikâyeler anlatır, biz de korkardık, korktuğumuz için annemizin yanımızda yatmasını ister, yatakta ona sıkıca sarılırdık. Bunun sebebini büyüdükten sonra anlamıştım,  annemize sarılarak yatmamız onu mutlu ediyordu. O sadece kendi mutluluğunu düşünüyordu, tıpkı şimdi olduğu gibi. Küçükken korkumuzdan ne tuvalete ne de bir odadan diğerine yalnız başımıza gidebilirdik. Birimiz tuvalete girerken diğerimiz mutlaka kapının önünde beklerdi; zira her an annemizin masallarında anlattığı cinler ve periler karşımıza çıkabilirdi.

Annemle daha fazla tartışmanın yersiz olduğunu düşünmüştüm. O kendi fikrinden, düşüncesinden vazgeçmez. Bunu gayet iyi biliyor ve ona acıyordum. Valizimi alıp tekrar odama götürdüm. Babamı da özlemiştim, İstanbul’dan uzakta, Anadolu’nun küçük fakat şirin bir kasabasında oturuyordu. Şirketi kurar kurmaz, Almanya’ya dönmeden önce yanına uğramayı planlamıştım.

Ertesi gün kalkıp Beyoğlu’na gittim. Halen seyrek de olsa irtibatta bulunduğum, küçükken mahallede beraber oynadığım, ilk ve ortaokula birlikte gittiğim bir arkadaşımın orada avukatlık bürosu vardı, her İstanbul’a gelişimde yanına uğrardım. Şirket kurma konusunda bana bilgiler de verebilirdi. Bürosuna girdiğimde sekreteri olduğunu söylediği bir bayan beni karşıladı. Kendimi tanıttıktan sonra arkadaşımın adliyede duruşmada olduğunu, saat on beşte geleceğini söyledi. Dört saatlik bir zaman vardı. Bu süre zarfında biraz gezer, öğlen yemeği yer, tekrar gelirdim ve öyle yaptım. Avukat Erhan bürosundaydı.

“O!.. Arkadaşım hoş geldin,” diyerek beni kucakladı. Oturup sohbete başladık, konuşacak bir sürü konumuz vardı; ne de olsa altı sene kadar birbirimizi görmemiştik. Bu arada babası adaşım Turgay amcanın dört sene önce vefat ettiğini öğrenmiştim. Uzun süredir göremediğim diğer arkadaşları sordum.

“Sabri’yi, Ahmet’i filan görüyor musun?”

“İstanbul’dan tayini çıktıktan sonra bir daha Ahmet’i görmedim, güneye yerleşmiş.”

“Onunla en son 1980 de askeriye yönetimi devraldığında İstanbul’da görüşmüştüm, ona Türkiye turu yapacağımı söylediğimde doğuya gitmemi tavsiye etmemişti. Ya Sabri?”

“Nadir de olsa görüyorum, işini bayağı ilerletti, tekstil işleriyle uğraşıyor, yeri Merter’de, istersen telefon açalım.”

“Yo hayır, sen adresini ver, bir sürpriz yapayım.”

Şirket konusunu açtığımda, ticaret odasında çalışan bir arkadaşının adını vererek bana yardımcı olabileceğini söylemişti. İki saat kadar sonra bürodan birlikte çıkıp ayrıldık. Bugün eve erken gitmek istiyordum, yani karanlık basmadan, aksi halde annemle mutlaka yine tartışma çıkacaktır. Günlerden cuma olduğundan ancak pazartesi günü ticaret odasına gidebilirdim. Ertesi gün Erhan’ın bana verdiği adrese gittiğimde bir taşla iki kuş vurduğumu görmüştüm; zira arkadaşımız Hasan da Sabri’yi ziyarete gelmiş ve oradaydı, her ikisini hasretle kucakladım.

Sabri:

>>>>>

Havaalanı.

ORG ve Tora Bora —1. BÖLÜM  ©

Roman

Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi

Arkadaş

1 - 2 - 3 -  4 -  5 - 6 - 7 - 8 9 - 10111213 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 1920 - 21 - 22 - 23 - 24

Anasayfa/HOME       Roman       Bölüm2      Bölüm3    Bölüm4    Bölüm5         DEUTSCH    ENGLISH

Sohbet odası