ORG ve Tora Bora—4. BÖLÜM  ©

Roman

Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi

<<<<<

-21-

 

şey. Bu aralar Türkiye büyük bir dış itibar kazanıyor, ta ki sen 21 Haziran 2002 tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanlığına ve Ankara Büyükelçiliği kanalı ile ABD Başkanına mektup gönderene kadar. Aradan altı gün geçiyor ve Başbakan Cumhurbaşkanlığına çıkıyor, ardından koalisyonda ve koalisyonun en büyük ortağı olan partide çatlaklıklar başlıyor. İstifaya zorlanan Başbakan ‘istifa etmem’ diyor. Temmuz ayının ilk haftasında ABD Başkan Yardımcısı gizlice Ankara’da, belki gizlice değil; zira Türk kamuoyunun tüm dikkati Japonya’daki Dünya Futbol Şampiyonasındaydı. Temmuz ayının ilk yarısı Ankara’da Mecliste ve devletin yüksek kademesinde baş döndürücü olaylar cereyan ediyor, hatta Başbakan Genelkurmay Başkanı ile birlikte 29 Kasım 2001 deki gibi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ikinci kez Cumhurbaşkanlığına çıkıyor. Bu baş döndürücü olaylar karşısında hiçbir açıklama yok, basın ve kamuoyu şaşkın vaziyette olanlara bir anlam veremiyor. Ayrıca Türkiye aralık ayında kazandığı tüm dış itibarını bir anda kaybediyor. 12 Ağustos 2002 tarihinde İngiltere Başbakanına Büyükelçilik aracılığıyla yazı gönderdikten sonra ABD’yi destekleyen İngiltere Irak konusunda tavrını değiştiriyor, buna ilişkin 29 Ağustos 2002 tarihinde basında beyanlar çıkıyor. Nasıl bir film ama?”

“Aferin Bora! Çok iyi çevirdin.”   

“Sayende ortada müthiş tasarrufların yapıldığı ve müthiş paraların döndüğü belli, sense burada, ‘Sefiller Tiyatrosu’nda, aç karınla bedavaya oynuyorsun. Usame bin Ladin bir zamanlar ABD’nin dostu değil miydi?”

“Evet, zannedersem Sovyetler Birliği dağılana kadar. Onun için şimdi ödül vaat eden ABD’li politikacılar acaba ne sözü verip de tutmadılar ki bir zamanlar dostu olan Usame bin Ladin sonradan ABD’nin bir numaralı düşmanı oldu.”

O, doğuya mevzilenip günbatımını seyreden bir askerdi. Karanlığın ardından batıya mevzilenip gündoğumunu seyretti ve kılıcına da Kitap’tan sayfalar takarak edebiyat yaptı romanesk.

“Ya şu ağaçtaki maymunlar ile hediyelik fotoğraf rüyaları!1) Oradaki hareketler, küfürler kime karşı?”

“Her iki hareket de sana karşı yapılıyor. Birincisini bir yerlerde saklanan kimseler yapıyor ve sana ‘bizi bulamazsın!’ diyorlar. İkincisi; onları bulup yerlerini tespit ediyor, hediyesi olarak bir sakız, bir şeker, yani teşekkür bile alamıyorsun. Tam tersine; telefonların dinleniyor.”

Şaşkınca yalpalayan Bora;

“Şu faks numarasına dikkat et!” diye seslendi.

“Hangi faks numarası?”

“27 Kasım 2001 tarihinde Türk Genelkurmaylığına gönderdiğin ihbar yazısının alıcı faks numarası, Genelkurmay Genel Sekreterliğinin telefonda sana verdiği faks numarası.”

“Ne var o numarada?”

“Dört, on dokuz, doksan dokuz ve yirmi bir rakamları.”

“Hayret! Gerçekten bugüne dek dikkatimi çekmemişti. Diğer rakamların yanı sıra rüyalarda her uçak kazasının ardından ortaya çıkan bir manga kadar asker, öte tarafın ‘on dokuz’ askeri.”

“Aynı tarihte yine Ankara’daki ABD Büyükelçiliğini de aramıştın.”

“Evet! N’olmuş?”

“Oranın telefon numarasına da dikkat ettin mi?”

“Dört ve altı defa beş rakamı ardı ardına.”2)

“Şimdi bir de rüyaya3) bak! İlhan rüyada “0555... numarasını arayın” diyor.”

Bir müddet süren sessizliği Bora bozdu:

“Yıkılan ikiz kuleler yerine ne yapılacağı da merak konusu.”

“Bana kalırsa yine Dünya Ticaret Merkezi olarak kullanılmak üzere insan şeklinde iki bina dikerdim.”

“İnsan şeklinde de ne demek?”

“Olaydan üç sene önceki bir rüya4) gibi: Kızılderili iki kişi, biri erkek biri dişi.”

Bu uzun sohbetin ardından dört gün daha geçti ve bu gece yollar ayrılıyor: «...Araba ile gidiyorum, yolun ‘Y’ harfi şeklinde çatallaşıp ikiye ayrıldığı yerde, yolda İlhan’ı elinde bir kürek ile görüyorum. Bindiğim araba soldaki5) yola girerken ona bir işaret veriyorum, verdiğim işaret üzerene “tamam!” der gibisinden eli ve başı ile hareket yaparak elindeki kürekle yol ayrımından birkaç metre önce, yol ayrımına kadar, yolun ortasından bir sınır çiziyor... (13.01.2003).»

Ve radyolar susuyor: «...Dört radyoyu kontrol ediyorum. En son dördüncü radyoyu kontrol ederken dışarılardan bir yerden babamın sesi geliyor; “sinemaya gideceğim, yardım edin!” diyor. Bir yeğenimin pantolonunu giyiniyorum ve ona; “ben babama yardım etmeye gidiyorum, sen dördüncü radyoyu al ve gel,” diyorum... (19.01.2003).»

İlhan sınırı çizdi. Dördüncü radyo kontrolde, beşincisi yok. Her yörenin radyosu ayrı dilden çalıyor. Herkes yayınların kanallarını kendisine göre ayarlıyor veya sadece kendine uygun olan yayını dinliyor da diyemeyeceğim; zira çoğu kimseler dinlediği yayını kendi kılıfına uydurup radyonun ayarını değiştirmeye çalışıyor ve radyoyu bozuyor. Kimileri daha radyoyu açmadan arabesk benzerlerinden dinleyip başkalarına jilet atıyor. Fakat bu jiletçiler şunu bilmiyor: Bu âlemin jiletleri küçük, asıl jilet öte tarafta.

Sona yaklaşıyorum. Rüyalar da İlhan ve babam ile birlikte sona erdi. Onlardan başka diğerleri de bana yardımcı oldu, kâbus dolu gecelerimde beni yalnız bırakmadılar; Ali, Hasan, Silvia ve Turan. Ayrıca Bay Mayer, ki şu anlar doksan yaşlarında olmalı, yirmi beş seneden fazla bir zamandır onu görmedim ve hakkında hiçbir şey işitmedim. Rüyalarımı artık yazmıyorum, daha doğrusu bir müddet, belki de hiç yazamayacağım, zira çok az rüya görüyorum ve gördüklerimi de tam manasıyla hatırlamıyorum. Bir manga asker, her gün buralarda, onlar her şeye dikkat ediyor, yörüngeyi izliyor. Bana da başka bir iş kalmadı, yenisi yolda.

Zaman yaklaşıyor, eşbiçimli Bora ile tamamen ayrılmanın da zamanı geldi. Son konuşmamızda söze başlayan yine o oldu.

“N’oldu? Gidiyor muyuz?”

“Evet, gitme vaktim geldi. Horan tepildi, Kızılderili dansı yapıldı.”6)

“Ne demek istiyorsun?”

“Arada sanki başka bir ilişki daha var. Her neyse, artık gitmem gerek.”

“Bir dakika, beni bekle!”

“Hayır, sen gelmiyorsun!”

“Ne yani! Beni yalnız mı bırakacaksın?”

“Yalnız kalmayacaksın, yeni bir ortağın olacak, başka olayları birlikte paylaşacağın yeni bir ortağın. Sen ORG’un başında dur ve çalmaya devam et; belki kendini on bir sene sonrasına hazırlamalısın.”

“Yani sen halen uzaylıların geleceğine mi inanıyorsun?”

“Kim bilir! Belki de…”

“Gelirlerse ben mi durduracağım onları?”

“Neden olmasın?”

“Sen şaşırmışsın herhalde… Peki, bunu nasıl yapacakmışım?”

“Rüyalarını izle, onlar sana bir ipucu verebilir. Ordu hazır ve binlerce asker merasimde.7) Ayrıca her rüyanın en az iki şeyi ifade edebileceğini unutma ve umudunu da yitirme.”

“Rüyadaki ‘Umut’ mu?”8)

“Olabilir.”

“Peki ya bana, dolayısıyla sana bir şey olmasından korkmuyor musun?”

“Beni merak etme! Ben gidiyorum, artık sen kalıyorsun. Sana bir şey olmaz. Rüyanın9) birinde omzundan bir kurşun yiyorsun, görünmeyen adam sana makineli tüfeği ayağıyla itiyor ve eline alıyorsun. Ayrıca 1999 senesine ait, halen aklında olan ve yırtıp attığın rüyalardan biri. Rüyalarındaki10) görünmeyen adam belki o askerlerden biri ve koruyucu olarak yanında, sen üçüncü boyuttayken dördüncü boyuttan, zamanın ötesinden gelip seni kurtaran astronot gibi.11) Gördüğün dedektif rüyasına12) da bir bak! Sonra, seni korkutmak isteyen ruhlara…”13)

“Rüyada mirasa konan şu sarışın kadın kim olabilir? Onu da merak ediyorum.”

“Ha… O mu?14) Onun yanında da bir asker var;  fakat koruyucu olarak değil.”

Doğama hükmetmeyi, kaderimi yönlendirmeyi, zamanı düzeltmeyi, geçmişi olmayan yeni bir dünya büyülemeyi, en azından artzamanlı bir eş dünya veya eşzamanlı bir art dünya yaratmayı beceremediğim, hayal bile edemediğim bu dört duvar arasındaki tek uğraşım, karanlığın çökmesiyle paletleri çekip içine dalarak haznesinde derlediklerimden inciler çıkartmak ve onları sıra sıra dizmek. O karanlığın ardında, içten gelen dalgalarla yalpalayan renkli dünyada, yeşil, mor yaprakların, sarı, kırmızı dikenlerin, fosilleşmiş batıkların, birbirine çarptıkça şakırdayan çakılların arasından, dalga dalga uzanan kumların içinden,

>>>>>

Metin Kutusu: 1) 28.10.2001 tarihli rüya: «...Yeşillik, ağaçlık, bahçe gibi bir yer. Ağaçlarda maymunlar var, gelip geçenlere elleriyle küfür işaretleri yapıp eğleniyorlar, oradan geçen herkes maymunların bu hareketlerine bakıp; “ne güzel yapıyorlar, ne de sevimli şeyler,” diyerek gülüyor, kimi bu maymunları başkalarına parmaklarıyla işaret edip göstererek kahkaha atıyor...» 10.11.2001 tarihli rüya: «...Yolda, ayaklı sabit bir fotoğraf makinesi ile fotoğraf çekiyorum, “şanslılar için fotoğraf, hediyesi var!” diye seslenerek reklâm yapıyorum, hediyesi de şeker sakız gibi şeyler. Gelip geçenler komik pozlar veriyor, ben de poz verenlere fotoğraf çeker gibi küfür işaretleri yaparak gülüyor ve eğleniyorum, çok gülüyorum. Oradakiler poz vermek için sıraya giriyor...»
Metin Kutusu: 2)  Tel no: 4555555.

Metin Kutusu: 3) 18.09.2001 tarihli rüya: «...Telefonla İlhan’ı arıyorum. Telesekreteri çıkıyor. Telesekreterdeki İlhan’ın sesi, “0555... numaralı telefonu arayın,” diyor. “O halde İlhan ölmedi, yaşıyor; çünkü 0555 yeni bir numara, vefatından sonra çıktı,” diyorum. Bir yazı okuyorum, İlhan’ın el yazısı ve o yazmış, yazının birinde; “önce ölmüştü,” diye yazıyor, devamı olan diğer yazı dirildikten sonra yazılmış, “yani İlhan tekrar yaşıyor, ölmemiş,” diyorum...»

Metin Kutusu: 4) 11.09.1998 tarihli rüya: «...Plastik oyuncaklar ve bebekler. Ayrıca Amerikan yerlisi Kızılderili biri erkek diğeri kadın iki plastik oyuncak, yerdeler, ikisi de yere düşmüş...»

Metin Kutusu: 5) 26.04.2000 tarihli rüya: «...Bir dağın tepesindeyim. Dağdan aşağı doğru bir yol, ileride ikiye, sağa ve sola ayrılıyor. Soldaki yol dar ve dönemeçli. Sağdaki yol daha geniş, anayola benziyor; fakat ileride sularla kaplı, sudan geçebilirim diye düşünürken biri bana; “soldan git, sağdaki yol kapalı, gidemezsin,” diyor...»

Metin Kutusu: 6) 02.11.2001 tarihli rüya: «...Ali Kara isimli birinin evinde misafirim, sarışın bir bayan arkadaşı da evde. Birlikte eğleniyoruz, içki içiyor, nara atıyor, horan tepiyor ve Kızılderili dansı gibi dans edip tepiniyoruz. Kimse gürültüden şikâyet etmiyor...»

Metin Kutusu: 7) 23.02.2002 tarihli rüya: «...Birkaç kişi dağlık bir yerden gidiyoruz, nehirlerden yüzerek geçiyoruz, kayalıklara tırmanıyoruz, belli bir yol hattı yok. Bir ordu, sanki benim ordummuş gibi, binlerce asker merasimde...»

Metin Kutusu: 8)  08.01.2003 tarihli rüya: «...Telefon çalıyor. Karşıdan genç bir bayan sesi, adının Necla olduğunu söylüyor ve “Turgay! Sen beni tanımazsın; fakat ben seni tanıyorum ve akrabamsın, seni ziyarete geleceğim, fakat önce Umut’u göndereceğim,” dedikten sonra; “sen kimsin, Umut kim?,” diye sorduğumda beni cevaplamadan telefonu kapatıyor...»

Metin Kutusu: 9) 23.06.1998 tarihli rüya: «...Birkaç kişi silahlarıyla beni kovalıyor. Kaçıp bir kafeteryaya giriyorum. Onlardan biri, her iki elindeki tabancasıyla beni buluyor ve omzumdan vuruyor, yere düşerek ölü numarası yapıyorum, birinin ayağı yerdeki makineli bir tüfeği bana doğru itiyor, elime alıp kalkıyorum, beni kovalayan ve yaralayanları arabalarına ve motosikletlerine binip uzaklaşmak istedikleri anda makineli tüfek ile tarıyor, isabet ettiremiyorum, kaçıp gidiyorlar...»