ORG ve Tora Bora—4. BÖLÜM  ©

Roman

Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi

<<<<<

-20-

 

futbol takımında on bir oyuncu var ve bir manga on bir askerden oluşur. Kim bilir! Belki de başka âlemin diyarlarında, dördüncü bir boyutta bir mangada on dokuz asker vardır…1) Senin ve benim bekçilerimiz, her zaman bizim yanımızda ve her an bizi götürürler, bazen dokunmadan bırakırlar. Rüyalarda bu askerler çoğu kez sol taraftan ve bazen karşıdan ortaya çıktı.”

“Kısacası; bazı şeylerin olacağı rüyalarda görüldü, fakat bunların böyle olacağının bilincinde değildik.”

“Evet öyle. Bunun ortaya çıkması için işlerinin bozulması, ardından Peygamberin ruhu için Salât-ı Tefriciyye duasını okuman gerekirdi. Yani hiçbir şey tesadüf değil, hayat bir plân üzerine kurulu, onun da bir yörüngesi var. Yasin Suresinin otuz sekizinci, otuz dokuzuncu ve kırkıncı ayetlerine bir bak! Kırkıncı ayet: ‘Güneş’in Ay’a ulaşıp çatması gerekmiyor. Gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.’2) Şimdi bunun manasını daha iyi anlıyorum. Sen ‘işlerim bozuldu, parasız kaldım’ diye sitem edip duruyordun.”

“Tabii ki öyle, aç kalıyorum!”

“Merak etme açlıktan ölmezsin, bir gün kısmetin ayağına kadar gelmişti, o günü hatırlıyor musun?”

“Çok iyi hatırlıyorum; evde hiç ekmeğim ve cebimde de param yoktu, aç karınla dışarıda gezerken rüzgâr bir milyon lirayı ayağımın dibine kadar sürüklemişti, etrafta da kimsecikler yoktu, o paraya ekmek almıştım.3) Ondan bir hafta kadar önceki rüyaya4) baksana! Bay Mayer; ‘sana bir milyon lira var,’ demiş.”

“Şimdi Yasin suresinin indiriliş sırasına bak!”

“Kırk birinci.”

“Kuran’ın kaçıncı sayfasında?”

“Dört yüz kırk birinci.”

“Rüyanda5) fındıklar için ne kadar ödedin?”

“Dört yüz on dört milyon lira.”

“Görüyor musun o fındıkların içinden neler çıktı? İşlerin bozulmasaydı Salât-ı Tefriciyye’yi okumayacak, rüyalarını yazmayacaktın. Dolayısıyla Ladin’in bu sırrı açığa çıkmayacak, düğümler çözülemeyecek, olaylar karanlıkta kalacaktı ve binlerce can daha yanacaktı, öyle değil mi?”

“Evet öyle… Artık yorgunum, yatmak istiyorum.”     

“Bir dakika! Son bir lafım daha var: Üç dört sene önce gördüğün rüyalar6) da birer tesadüf değildi. Peygamberin ruhu için okunan bir dua kötü emellere alet olmamalı, kendi çıkarların için olmamalı, onun ruhu için olmalı. Kim başkalarına zarar vermek amacıyla ve kötülük için okursa onun başına mutlaka bir asker dikilecektir.”

Yaratan özenmiş, yaratılan bezenmiş, kimi çiçeklerle, kimi dikenlerle. Bezenen herkimse daima iyimser, dikenini batırıp kan akıtan buna dâhil. O da yaptığının neticesini iyi görüyor, zira çevirisi şöyle olur: “Diken battığında kan-cık boşalır.” her şeyin bir sınırı olduğu gibi kötülüğün de bir sınırı olsa gerek. Anladığım kadarıyla o kâinatla sınırlı.

Desene düğümü çözen Salât-ı Tefriciyye duası oldu… Bu duada yazıldığı gibi Hz. Muhammed kastedilerek; ‘onun vesilesi ile düğümler çözülür’. Şaşırdığım bir şey daha var; sanki her olayın veya rüyanın anlamı çift gibi.”

“Ben de farkındayım, belki doğa simetriden hoşlandığı içindir. İnsanlar iki kişilikli olabilir, bir çiçeğin iki anlamı olduğu gibi, birincisi iyilik; barış, sevgi, aşk. İkincisi kötülük; biyolojik savaş, düşmanlık ve hastalık. Belki de herkes sıkça aynaya bakıp diğer yönünü görmeli, tıpkı rüyandaki gibi.”7)

“Bir örnek de ben vereyim: Bir gün geliyor ki, kötü günlerinde yardım ettiğin kimselere, onların iyi günlerinde sen muhtaç oluyorsun ve onların hepsi kaçıyor veya sana sırtını dönüyorlar.”

“Belki Tanrı tarafından yapılan bir sınav… Beni de denedi, onları da denedi.”

Artık dualarımın şekli ve yönü değişti. Tanrı’dan artık kendim için bir şey istemiyorum; sadece ihtiyacı olanlar için, onları görmesi ve himayesine alması için Tanrı’ya dualar ediyorum. Çalıp çırpanlardan alıp çarpılanlara vermesini diliyorum Tanrı’dan. İftiracılardan, duygu sömürücülüğü yapanlardan alıp güvenini, iyi niyetini, itibarını yitirenlere vermesi için, güçlü olduklarına inananlarınkini buna inanmayanlara addetmesi, bağışlaması için, Tanrı adına kurban kesip ibadet edenin sevabını, sayesinde sade soğan yiyenlere yazması için dualarım. Günahlarından arınmak isteyenlerin dualarının kabulü için dua ediyorum artık.

“Ya son zamanlarda televizyonlarda sıkça yayımlanan ve Ladin’e ait olduğu iddia edilen ses kayıtları?” diye soran Bora dualarımı yarıda kesti.

“Bu tür tartışmalara son noktayı İsviçre’deki bir enstitü koydu ya! Yaptığı araştırmalarda sesin Ladin’e ait olmadığını açıkladılar. Bu açıklama 29 Kasım 2002 tarihinde geldi. Kasetteki sesin Ladin’e ait olmadığından emindim zaten, bunu hazırlayanlar nabız yoklaması yapıyor. Ladin’in adamları ‘ne oldu bu Ladin’e, nerelerde bu adam, biz de bulamıyoruz, herhalde yer yarılıp içine girmedi ya!’ diyorlar.”

“Zaten üç politikacı farkında olmadan itirafta bulundu. Birincisini Türkiye Başbakanı yapmıştı, 5 Nisan 2002 tarihinde Filistin bölgelerine giren İsrail için ‘bu bir soykırım olur’ demişti hani. Daha sonra; ‘El Kaide ve Usame bin Ladin benzerlerine gün doğacak, yeni Usame bin Ladinler çıkabilir,’ demekle Başbakanın direkt olarak Usame bin Ladin’den değil de onun benzerlerinden ve yeni Ladinlerden bahsetmesi Usame bin Ladin’in etkisiz bir halde bulunduğunun açıkça bir beyanı değil mi?”

“Olabilir, bence de öyle.”

“Diğer beyan ABD Savunma Bakanı tarafından geldi. Kazak Savunma Bakanı ile 15 Ekim 2002 tarihinde ABD’de deki görüşmesinin ardından yapılan televizyon röportajında Bakana, Ladin’in ölü mü diri mi olduğu soruluyor. Bakan ‘ölü mü, diri mi bilmiyorum’ diye cevaplarken her iki Savunma Bakanı gülüyordu. Madem bilmiyorlar da neden gülüyorlar?”

“Biliyorlar da onun için. Şayet Bakan bunu bilmeseydi gülmek yerine Amerikan halkına hesap vermesi gerekirdi.”

“Madem biliyorlar, o halde açıklasınlar.”

“Açıklayamazlar, o zaman Irak operasyonu ABD için anlamsız olur, ayrıca küçük bir tasarruf daha yapılmış olur.”

“Anlayamadım!”

“ABD gizliliğin, belki de gizli yerin bilincinde olduğunu Saddam Hüseyin’e karşı açığa çıkartmış olur. Usame bin Ladin’in yakalanmış olduğunu öğrenen Saddam Hüseyin, şayet Usame bin Ladin ile bir alakası varsa, sırların açığa çıkmış olduğunu öğrenecektir.”

“Yani Ladin’in sırrını. Peki, bunun Saddam Hüseyin ile alâkası?”

“Bilmem! Git kendin gör. Daha önce dedim ya! Otuz üçüncü paralel ile kırk dördüncü meridyenin kesiştiği yerde eğer gizli bir sığınak veya gizli başka bir şey mevcutsa demek ki işbirliği vardır.”

“Şayet dediğin doğru ve ABD Irak’ı işgal ederse değil beni, Birleşmiş Milletleri bile oraya sokmaz. Ya küçük bir tasarruf?” 

“En azından Usame bin Ladin’in yakalanması için her türlü bilgiyi sağlayana vaat ettiği yirmi beş milyon dolar ödül.”8)

“Kazakistan’dan bahsettiklerin aklıma bazı şeyler getirdi. Birincisi; Papa Kazakistan’da, ikincisi; altmış altı derece meridyendeki Kazakistan’ın Turgay Vadisi ile Kazakistan dahil dört ülke sınırının olduğu yer. Diğerlerini de sıralarsam: 27 Kasım 2001 tarihinde Türkiye Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliğine faks gönderip Usame bin Ladin’in sırrını açıkladıktan sonra; ‘onun için saklanacak en uygun yer kırk bir derece meridyen ile kırk bir derece paralelin kesiştiği yerdir, o burada kendini emin hissedecektir ve korunduğuna inanacaktır,’ diye ilave ediyorsun. Usame bin Ladin bir gün sonra, 28 Kasım 2001 tarihinde orada yakalandı, ertesi gün, yani ayın yirmi dokuzunda Başbakan ile Genelkurmay Başkanı Cumhurbaşkanlığına çıkıp bunu bildirdiler. ABD Dışişleri Bakanı 5 Aralık 2001 tarihinde Ankara’da, önce Türk Dışişleri Bakanı, ardından Başbakan ile görüşüyor. Başbakan ABD’li Bakana istek paketini sunuyor, daha sonra Cumhurbaşkanı ile görüşen ABD Bakanı aynı gün akşam Belçika’ya, NATO karargâhına uğruyor ve Ankara’ya dargın olduğu Belçika’da verdiği beyanlardan anlaşılıyor; zira Türkiye Ladin’i NATO’ya teslim etmek niyetinde. 10 Aralıkta aynı Bakan Kazakistan’da, buradaki beyanlarından da Türkiye’ye dargın olduğu anlaşılıyor. Onun neden Kazakistan’a gittiği de merak ediliyordu. Türkiye’ye verilecek olan ek kredi için IMF’nin 12 Aralık 2001 tarihli beyanı: ‘Her şey ocak ayında belli olacak.’ 8 Ocak 2002 tarihinde Trabzon havaalanına inen Alman ve Hollanda askerlerini taşıyan bir uçak aynı hava şartları altında havalanamazken içindeki askerler önce uçakta bekletiliyor, sonra bir günlüğüne otellere yerleştiriliyor. Yani bu tarihte Usame bin Ladin NATO askerlerine teslim edildi. Altı gün sonra 14 Ocakta Türkiye Başbakanı, ABD Başkanının daveti üzerine yüz iş adamı ve elli gazeteci ile birlikte ABD’ye uçuyor ve Başkandan ticari imtiyazların yanı sıra beş milyar dolarlık askeri borcun silinmesini talep ediyor, bu da herhangi bir mirasa veya ödüle konmak gibi bir

>>>>>

Metin Kutusu: 1)  06.01.2001 tarihli rüya ve notlar: «...Renate’yi ziyaret etmek için evine gidiyorum. İçeride ayrıca yaşlı bir adam var. Renate’yi başka âlemden, başka boyuttan gelen askerler arıyorlar. Askerlerin onu görmemesi ve bulamaması için bir araba ile onlardan kaçırıyorum... Bir binadayım, hava karanlık ve bombardıman uçakları uçuyor. Gökyüzünde bir bomba patlıyor, bulutlar rengârenk aydınlanıyor. “İşte bomba patladı,” diyerek göğe bakıyoruz; yarı saydam askerler ölü gibi gökten yere düşüyor. Uçaklar sanki Türkiye’yi de bombalayacak...» Notlar: Başka âlemden, başka boyuttan veya bilinmeyen diyarlardan gelen askerler. Uçak kazalarından sonra ortaya çıkan askerler. Bir rüyamda da “hişt, gürültü etmeyin!” dediğim askerler. Diğer rüyalardaki askerler, bir manga kadar asker, on bir, belki de on dokuz asker. Kim bilir nereden geliyorlar ve kimin askerleri!

Metin Kutusu: 2)   “Kur’an-ı Kerim ve Türkçe meali” Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk, İstanbul-1997

Metin Kutusu: 3)  03.03.2001 tarihli notlar: ...Öğlen saatleri geçtiğinde cebime bakıyorum. Hiç para yok, ekmek alacak para bile yok. Evde de hiç ekmek yok, sabahtan beri karnım aç. Dışarı çıkıyorum, soğuk ve rüzgârlı bir hava, rüzgârın savurduğu hafif yağmur yüzüme vuruyor. İnşaatı henüz yeni bitmiş, kimi boş, kimi az da olsa dolu yüksek binaların aralarında, tenha caddelerde, sokaklarda geziniyorum. Bir ara yerde rüzgârın bana doğru sürüklediği bir şey gözüme ilişti. Bir kâğıt parçasına benziyor. İyice yanıma geldi, tam ayaklarımın dibine. Bu bir milyon liraydı. Etrafıma bakındım, yakında veya uzakta benden başka hiç kimse yok, buralarda şu anda biri düşürmüş olamazdı. Eğilip elime aldım. İşte; “kısmet ayağına kadar geldi” diye buna derler. Bu paraya tam on tane ekmek alabilirdim...

Metin Kutusu: 4)  25.02.2001 tarihli rüya: «...İki büyük göl, suyu bitmiş. Tabanına iniyorum. Yağmur yağmaya başlıyor, göl de yavaşça doluyor. Evdeyim, saksıdaki kauçuk bitkisinin solduğunu fark ederek saksıdan çıkartırken kökünün hemen üstünden kırılmış olduğunu görüyorum. Tekrar köklenir diyerek bitkiyi su dolu bir kaba koyuyorum. Bay Mayer; “tekrar köklenirse sana bir milyon lira var,” diyor. Bitki kökleniyor, yeni filizler çıkıyor ve dallanıyor...»

Metin Kutusu: 5)  27.05.2001 tarihli rüya: «...Fındık satın alıyorum. Kilosu 414 milyon lira. Bir evdeyim, ahşap bir ev, yanık kokusu geliyor. Hortumla su çekiyor, yanan bir yeri söndürüyorum. Alt katta siyah saçlı biri eve ateş atıyor, su sıkıyorum, döşemeden alevler yükseliyor, harlıyor, kızıl alevler...»

Metin Kutusu: 6) 04.03.1999 tarihli rüya: «...İki katlı eski tip, tarihi güzel bir ev. Kalın bir ahşaptan büyük, kanatlı giriş kapısı. Kapının kanatlarının iki koluna bağlı kalın bir zincir. Bana göre sol taraftaki (eve göre sağ) bitişik evden bir manga kadar asker çıkıp koşarak bu kapıya geliyor ve zinciri açmaya çalışıyorlar. “Hişt, gürültü etmeyin! Aziz yukarıda, çok meşgul, ziyaretçileri var,” diye onları uyarıyorum. Ziyaretçileri var derken uçarak evin üstünden, veya çatısından diyebileceğim, eve girip çıkan melekleri kastediyorum, onlar bunu fark etmiyor... Büroda çalışma odamdaki kanepede yatıyorum. Bir ara yattığım yerde uyanıp karanlık odada ışık gibi bir şey olduğunu fark ederek başımı o yöne, pencere tarafındaki köşeye bakmak için kaldırıyorum. Tanrım! Bu Hazretleri, orada, tam köşede, beyazlar içinde, bağdaş kurmuş oturuyor, sakallı, üzerinde beyaz bir giysi, başında üst tarafı yukarı doğru sivrilen külâhlara benzeyen sarık gibi bir şey var. Yüzü parıl parıl, beyaz giysisi bile ışıldıyor...» 23.02.2000 tarihli rüya: «...Yaşlı bir adam görüyorum, garip kıyafetli, ciddi ve sert yüzlü. Adını soruyorum. “Adım Safiyullah,” diyor, sonra ilave ediyor; “ben Allah’ım, altı yaşındaki çocuklarla ilgileniyorum, onları yönlendiriyorum. Biz altı Allah’ız,” diyor. Ona; “çocuklar için çok sempatiksin,” dediğimde sert ve ciddi yüzünün yerini bir gülümseme alıyor...»

Metin Kutusu: 7) 21.11.1998 tarihli rüya: «...Aynanın karşısına geçiyor, kendimi görüyor ve komik hareketler yaparak kötü yönümü taklit ediyorum veya görüyorum...»

Metin Kutusu: 8) Bölüm: 5,  24.09.2001 tarihli haber: ABD: “Ladin için servet: ABD Dışişleri Bakanı Powell NBC TV’ye yaptığı açıklamada, Usame bin Ladin’in yakalanmasını sağlayacak her türlü bilgiyi getirene 25 milyon US$ ödül vermeyi kararlaştırdıklarını açıkladı” (Milliyet gazetesi arşivinden).

1 - 2 - 34 - 5 - 6 - 7 - 89 - 10111213 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 -  20 - 21 - 22