ORG ve Tora Bora—4. BÖLÜM  ©

Roman

Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi

<<<<<

-18-

 

emin hissedecektir. Kaleye ve potaya atışlar isabetli. Bu rüyayı1) gördüğün günkü tarihe de dikkat et.”

“Şimdi üç tane Usame bin Ladin’i anladım; orijinali Doğu Karadeniz’de, diğeri Gobi’de, bir diğeri de Afrika’daydı diyorsun. Bermuda üçgeni gibi dağılmışlar.”

“Zannedersem bir kopyasını Afganistan’da yem olarak bıraktılar. Hatırladığım kadarıyla Tora Bora bombalandıktan sonra, DNA testleri için ABD Ladin ailesinin peşine düşmüştü.”

“Şimdi ABD’nin olası bir Irak harekâtı için neden Trabzon limanını kullanmak istediklerini de anlıyorum.”

“Evet, bu yüzden. Hatırlıyor musun? Hani ABD Ege Denizi ile Karadeniz’de terörist avı yapmak için Yunanistan ve Türkiye’den izin istemişti. Yunanistan bunu kabul etmeyip Türkiye gereken izni vermişti. Yine o aylarda Rusya, El Kaide’nin adamlarının Çeçenistan’da olduklarını sıkça ifade ediyordu, ABD de Gürcistan’a iki yüz asker göndermişti. Su altındaki kırmızı nokta da önemli bir rüya2) idi, daha önce dediğim gibi Karadeniz rüyadaki tuzlu su gölü, barajı olabilir. Fakat kırmızı nokta şelalenin döküldüğü yerde.” 

O nokta gözlerimi çok gerilere çevirdi, ta ki küçüklüğümde kardeşler arasındaki paylaşım düzenine dayanan ilişkilere, hatta onlara ilk defa “merhaba” dediğim güne kadar. Gözümü ilk açtığımda onlarla göz göze gelmiştim, ben onları inceden inceye süzüyor, onlar beni küçükten küçüğe inceliyordu. İlkin onlardan biraz ürktüysem de sonraları alışmaya ve ısınmaya başlamıştım. Hem ben neredeydim, burası neresiydi! Sanki bir anda buraya üflenmiştim. O sıralar ayırt edebildiğim bir şey varsa o da “iyi” ve “kötü” idi. Büyüdükçe “iyi”yi cennet, “kötü”yü cehennem diye yorumlamaya başlamıştım. Acaba burası iyi miydi yoksa kötü mü? Bunu zaman gösterecekti. Ortam oldukça sıcaktı, o halde burası kötü olmalıydı. Biraz ötede, kocaman delik gibi bir yerin ardında oraya buraya sallanan bir şey görüyordum. O sallananın üzerinde yuvarlak başka şeyler vardı; orası iyi yer olmalıydı. Bunlar sonraları tanıdığım ağaç ve elmalarıydı. O zamanlar bir ses “al, kopar, ye!” dercesine beni içten içe dürtüklüyordu sanki. İyi ki o sese kanmamışım, hem daha küçüktüm, oraya yetişemezdim ki! Yanımdakileri tekrar süzmeye başlamıştım. Onlara, çatık kaşların altındaki çekik gözlerden atmaca bakışlarla;

“Ben sizlere ortak koşulanlardanım, bir anda buraya üflendim. Sizler beni sevin ki ben de sizi seveyim. Siz beni sayın ki ben de sizi sayayım, bana eşlik edin ki ben de size eşlik edeyim. İyiyi bana kötüye çevirmeyin! İyi de burası, kötü de burası, onları başka yerde aramayın,” diyen ifadeler göndermiştim. Bilmem anlayabilmişler miydi?

“Aramıza hoş geldin. Bak! Senin için hediyemiz var,” diyen, kafasında uzun uzun kıllardan olan biri bana bir şey uzatıyordu. Çikolatalı bir şekermiş, o da neyse… Beni kucağında tutan, adının anne olduğunu söyleyen biri onun elini iterek;

“Kız yapma! Bu daha küçücük, böyle şeyleri yiyemez,” diyordu. Kafasında kısa kılları ve en kısa boylusu olanı, sonraları oyuncak olduklarını öğrendiğim bazı şeyleri ortalıktan toplayıp saklamaya başlamıştı bile. Orada biri daha vardı; diğerlerine nazaran çok daha iri ve geniş, “fazla üflenmiş galiba!” diye düşünmüştüm onun için. Bana doğru eğildi.

“Ben senin komşu teyzenim.” O da ne demekse… “Aman ne de şeker şey!” Beni mi yiyecek yoksa! Parmağını çeneme vurdu. “Seni gidi şeytan seni!” Hayda… Şimdiden başladık. Dere tepe düz gittik, kelle paça düz geldik, ne umduk ne bulduk!

Zaman geçtikçe boylar atıyor, boylar attıkça bir taraftan kaynaşmalar ve paylaşmalar, diğer taraftan paylamalar ve haylamalar artıyordu. Birinin gözyaşı diğerini üzer, kahkahası diğer gözleri büzerdi; zira o kahkahalar genelde diğerinin biçare veya komik olduğunu ifade ederdi. Bakışlarımızdan, gözlerimizden ne demek istediğimiz anlaşılırdı, onlar sözleri tanımlar veya tamamlardı, göz yanılması olduğunda yeminler edilirdi.

Geçti zaman geldi harman, nerde arpa orda saman. Kimi şeylere göz ucuyla bakıldı, kimi şeyler göze çarptı, kimi şeylere göz konuldu… Şimdi de göze diken olduk, göze battık, gözden düştük. Bir zamanların o gülistan gözleri ve güldeste hicazkâr bakışları artık yok, o gözler göze geldi. Her şey gözlerle başladı, yine gözlerle bitti… Derken Bora tezeneyi bastırdı: 

“On bir Kasımda New York’ta düşen uçak için ne diyorsun?”

“Hani yorulmuş ve uykun gelmişti? Dinlemek istiyorsan anlatayım.”

“Anlat! Seni dinliyorum, uykum kaçtı.”

“11.11.2001 tarihinde uçağın düşmesi bir kaza değildi. Tarihe dikkat etsene? On bir ve yirmi bir rakamları hâkim. Bu bir sabotajdı, Usame bin Ladin tarzı bir sabotaj. Uçağın içinde bir bomba olduğunu tahmin etmiyorum, sabotaj olduğu kolay anlaşılırdı. Ayrıca; uçak kaçırılmış olsaydı, kaçıranlar hemen havaalanı yakınında uçağı düşürmez, içindekilerle birlikte bir yere çarptırırlardı. Diğer bir ihtimal daha yüksek; uçak düşürüldü, aşağıdan vurularak düşürüldü.”

“Belki de uçağın kaçırıldığını anlayan ABD tarafından düşürüldü, uçak ile başka yere çarpmasınlar diye.”

“Hayır, bu olamaz. Çünkü uçağın düşüş saati basında dokuz on beş olarak yazıldı, New York saati olarak. Bir dakika fark ile saat 09:14. Rakamların toplamı on dört, tarih ve saatin altmış altı, tüm rakamların toplamı da yirmi bir ediyor.3) Yani uçak bilhassa bu tarih ve saatte önceden planlanarak düşürüldü, Usame’nin bir taktiği.”

“Peki, tarihleri toplarken senedeki sıfır rakamlarını dâhil etmiyorsun. Örneğin 2001 senesinin iki sıfırını kaldırarak ‘yirmi bir’ veya ‘iki artı bir’ olarak topluyorsun. Neden?”

“İki sıfır yüz rakamını ifade ediyor, yine bir Salât-ı Tefriciyye duası okuma adedi. Şayet sene 1999 olsaydı ortadaki ‘doksan dokuz’ rakamı hesaba katılmayacaktı. Çünkü doksan dokuz rakamı İsm-i Azam adedi, Allah’ın doksan dokuz ismi. Ladinin büyücülük yapma tekniği.”

“Ladin de bir büyücüydü desene.”

“Evet, bir büyücü, üfürükçü ve bunu kendisinden başka kimse bilmiyor. Sabotajlarını bu rakamlara göre ayarlıyor, sabotajcılara sadece sabotaj yerini, tarihi ve saatini bildiriyor, diğerlerine de; ‘İşe bak! Demek ki Allah böyle istiyor, Allah bizim yanımızda,’ diyordu. ‘Yaptıklarımı Allah destekliyor,’ diyerek kendini herkesin yanında yüceltiyor, onlar da buna inanıyordu. Zaten bu sebeple Kuran’dan esinlenerek on dokuz sabotajcı tayin etti, yani herkese; ‘Kuran’da yetmiş dördüncü surenin otuzuncu ayetinde bu yazılı,’ dedirtmek için. Nitekim çok kimse buna inandı ve gerçek ‘on dokuz’lar bundan rahatsız oldu,4) tıpkı Peygamberin ruhunun rahatsız olduğu gibi. Sırrı açığa çıkmasın diye sabotajcıların sabotaj esnasında birlikte ölmeleri Ladin’in işine yarıyordu. Sağ olarak geri gelen sabotajcıları yine bu sebeple kendisinin öldürteceğinden hiç şüphem yok. Zaten adam yandaşlarını o kadar kandırmış ki, bu iş dalga dalga yayılarak ortaya intihar komandoları çıktı. Ne kadar büyük bir günah işlediklerinin farkında olmadan birlikte ölüyorlar.”

Ölüm, yaşamın acılarından nihai bir kurtuluşa geçiş ise hayatta kalmak da bir başarıdır. Ölsem mi, kalsam mı? Öldürmek nedir onu bilemiyorum. Duyduğum, bildiğim bir şey varsa o da şu: “Ölümle öç alınmaz.” Hele kendi ölümünle bu hiçte mümkün değil.

“Yani Usame bin Ladin’in büyücülük sevdasından ortaya çıkan intihar komandoları.”

“Evet öyle… Büyücülüğün de İslam dininde yeri yoktur, Kuran’a göre en büyük günahlardan biri.”

“Kim bilir böyle daha kaç insanın canını yanacaktır…”

“Bu sır açığa çıktıktan sonra hayır. Onun kendi sırrı kendini ele verdi. Sebebi bilinmeyen başka uçak kazaları da var. Para bulduğumuzda internette gazete arşivlerinden düşen uçakların tarih ve saatlerine hatta konumuna bakmıştık, bir şeyler daha bulacağımızdan emindim. Ayrıca Afrika’da Amerikan Büyükelçiliklerine ve Yemen açıklarındaki savaş gemisine yapılan saldırıların tarih, saat ve yerlerin konumlarını incelemiştik; hepsinden benzer rakamlar çıktı. İkiz kulelere seneler önce bombalı bir saldırı daha yapılmıştı, o sabotajdaki rakamlar bile aynı.”

Yorgun beynimim birazcık dinlenmesinin iyi olacağı aklıma düştüğünde düşe baş kaldırdım, kollarımı gerip salladım. Uyuşuk bacaklarıma sıra geldiğinde onları da açarak dolaşımı sağladım, bir öteye bir beriye derken tekrar dalıp geriye gittim:

“Şimdi bir zaman yolculuğu yapalım. Tarih; 26 Şubat 1993, New York Dünya Ticaret Merkezi’ne bombalı sabotaj. Saatini gazetelerin arşivlerinde öğrenemedik. Senedeki doksan dokuz rakamını çıkar,5) tarihteki rakamların ayrı ayrı toplamı on dört, gün, ay ve senenin toplamı kırk bir.”6)

“Yani sekiz sene önceki taktiğini yine uyguladı!”

“Diğer tarihlerdeki rakamlar da aynı. Tarih; 7 Ağustos 1998. Kenya Nairobi’de, saat 10:35 de ve Tanzanya Daressalaam’da 10:37 de ABD Büyükelçiliklerine saldırı. Tarihteki rakamların ayrı ayrı toplamı doksan dokuz hariç; yirmi dört. Gün, ay ve senenin toplamı; otuz üç.  Ayrıca doksan dokuzdan otuz üç ü çıkarırsan altmış altı eder ve şimdi dört bin dört yüz kırk dört rakamının kareköküne bak! Aynı rakamlar. Saat 10:37 deki rakamları ayrı ayrı toplayalım; on bir.”7)

“Yani Ladin ‘işi kökten halledeyim’ demiş… Fakat Yemen’deki saldırı tarihleri ve saatleri?”

>>>>>

Metin Kutusu: 1)  04.04.2001 tarihli rüya: «...Bir genç adamla futbol oynuyorum, birbirimize karşılıklı şut çekiyoruz, şutlarım isabetli. Topu uzak bir mesafeden basketbol potasına atıyorum, top potaya doğru havada süzülürken metal yıldız gibi bir madde oluyor ve potanın içine giriyor...»

Metin Kutusu: 2)  05.09.2001 tarihli rüya: «...Büyük bir göl manzarası, birkaç büyük nehir bu göle akıyor, şelaleler görüyorum. Bir yerde baraj seti çatlamış, tamir etmek, çatlağı yapıştırmak için elimde bir kutu reçine ile oraya doğru gidiyorum. Reçinenin kutusunun üzerinde “Shamp” yazıyor. İki kız yüzmeye giderken elimdeki kutuyu görerek onu şampuan sanıp; “bize ver de yıkanalım,” diyorlar. Onun bir şampuan olmadığını söylüyorum. Kulübede yataktayım, ablam içeri giriyor, uyur gibi yapıyorum, ablam pencereden göl kenarındaki insanlara bakıyor, sonra sinirli bir şekilde pencereden atlayarak yanlarına koşuyor ve orada bir adamla kavgaya tutuşuyor, her ikisi de suya kapılıp şelaleden aşağı düşüyor. Biri, harita veya bir monitör üzerinde onların su içinde oldukları yeri, şelalenin düştüğü yerin ilerisinde, kırmızı nokta olarak gösteriyor...»

Metin Kutusu: 3)  9+1+4 = 14,  11+11+21+9+14 = 66.

Metin Kutusu: 4) 04.03.1999 tarihli rüya: «...İki katlı eski tip, tarihi güzel bir ev. Kalın bir ahşaptan büyük, kanatlı giriş kapısı. Kapının kanatlarının iki koluna bağlı kalın bir zincir. Bana göre sol taraftaki (eve göre sağ) bitişik evden bir manga kadar asker çıkıp koşarak bu kapıya geliyor ve zinciri açmaya çalışıyorlar. “Hişt, gürültü etmeyin! Aziz yukarıda, çok meşgul, ziyaretçileri var,” diye onları uyarıyorum. Ziyaretçileri var derken uçarak evin üstünden, veya çatısından diyebileceğim, eve girip çıkan melekleri kastediyorum, onlar bunu fark etmiyor...»

Metin Kutusu: 5)  26.02. 1993.

Metin Kutusu: 7)  2+6+2+1+3 = 14,  26+2+13 =  41.

Metin Kutusu: 8)  7+8+1+8 = 24,    7+8+18 =  33,   99-33= 66,   √4444 = 66,6633332499...   10,37: 1+3+7 = 11

ORG ve Tora Bora.JimnastikDünya'ya merhaba!

1 - 2 - 34 - 5 - 6 - 7 - 89 - 10111213 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 1920 - 21 - 22