ORG ve Tora Bora—4. BÖLÜM  ©

Roman

Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi

<<<<<

-17-

 

bu sınırlara yakın bir yer. Sonra Qara-Mai şehri ve Kara-Ussu-Nur gölü, ayrıca 40/80 ve 41/86 derece enlem ve boylamların kesiştikleri yerler.”

“Neden o noktalar?”

“Çünkü buralar rüyalardaki gibi dört nehrin birleşip bir nehir oluşturdukları yerler. En önemli yer rüyanda kafanı haritaya yaklaştırıp baktığın Gobi, bu rüyanın görüldüğü gün de ayın on dördü. Saklanılan yer bilhassa Gasuun-Nuur gölü civarı. Ayrıca Afganistan tarafından ve Uygur üzerinden ta buranın yakınına kadar bir tren yolu uzanıyor. O kadar uzun ki bu yol, Çin Seddi’ne teğet geçersin bu yola revan olursan, sonra kıvrılır bir yerlerden delip geçersin. Bu yolun yolcusu yorulmaz, zira dağlar ve bozkırlar, vadiler ve nehirler yoldaşın olur, arada bir uzaklardan el sallayıp ‘uğurlar olsun!’ diyenlerin olur. En azından küçük atlasım anlatıyor bunu bana böyle.”

“Bırak şu revan bakışları da cevap ver: Bu ‘Nur’ ve ‘Nuur’ isimlerinin anlamı ne?”

“Orasını bilmiyorum.”

“Peki, neden bu göl civarı?”

“Rüyanın1) birinde hani baraja yıkanmaya gidiyorsun ve elindeki kutuda ‘Shamp’ yazıyor. Gobi çölünün uzun ismi ‘Gobi veya Shamo’,  işte bu sebeple. Fakat bu rüyada su altındaki kırmızı noktanın manasını pek anlayamadım; su altında bir yer olabilir, baraj setine on, yirmi, belki de otuz metre ileride. Saklanılan yerlerde birer su havzası, tuzlu göl veya tuzlu bir havza olabilir, rüyadaki su havzasının birinde tuzlu su vardı, bu kırmızı nokta her yerde, hatta Marmara Denizi’nde bile olabilir. Diğer taraftan yine rüyadaki gibi ‘elektrikli jilet’ olarak bir hidroelektrik santralını ifade ediyor olabilir.”

“Neden Marmara Denizi?”

“Dört nehrin birleşip bir nehir oluşturduğunu gördüğün rüyada2) Marmara Denizi de vardı. Rüyanın tarihi bile sanki bunu ifade ediyor. Karadeniz’i baraj gölü, İstanbul Boğazı’nı bu barajın şelâlesi olarak algılarsan, kırmızı nokta Marmara Denizi’nde Boğaz’a on, yirmi veya otuz kilometrelik mesafede olabilir. Aynı anda bu rüya Marmara Denizi’ndeki fay hattını da ifade ediyor olabilir. Neyse, üçüncü yolda Karadeniz’e tekrar geleceğiz. Başka bir rüyada; içi kum dolu ‘V’ şeklinde bir kanal ve diğerinde kum torbası dolu bir traktör… Fakat bu kum dolu kanalın manasını anlayamamıştım, ta ki bombardıman Tora Bora’da yoğunlaşana kadar. O zaman burada bir kanal, dehliz veya hendek3) şeklinde bir kaçış yolu olabileceğini anladım.”

“Belki traktörlerdeki kumlarla bu kanalların üstünü kamufle etmişlerdir. Başka bir yer var mı?”

“İkinci yol bu kadar, yani saklanılan yerin ‘Kara’ isimli bir yer, kumluk, tuzluk bir ortam ve en önemlisi ‘dört artı bir’ mekân olduğunu anladım. Bunu böylece fakslarımda belirttim. Nitekim birkaç gün sonra bombardıman burada yoğunlaştığında Tora Bora’nın anlamının da ‘Kara Toz’ olduğunu radyoda işittim.”

“Dört artı bir de ne demek?”

“Dört özellikli bir yer, örneğin; dört mağaralı bir dağ, dört dağın arasında bir mağara, dört nehrin birleştiği bir yer, dört sınırın olduğu bir yer, dört nehrin beslediği bir göl veya dağ, orman, tuzluk ve kumluk gibi dört ayrı özellikli bir yer. Böyle benzer bir yer de Afganistan’ın batısında, İran sınırında, dört nehrin beslediği bir göl ile tuzluk bir çöl var, yani tuz çölü. Tıpkı birine ‘dört katlı bir apartmanda oturuyorum’ veya ‘dört çekerli bir arabam var’ dediğin gibi. Bazı rüyalarında dört çekerli araban da olmuştu..”

“Nihayet bitti değil mi?”

“Hayır, şimdi üçüncüsü ve yolların en önemlisi geliyor.”

“Bu kadar uzunsa anlatma, boş ver, yoruldum ve uykum geldi.”

“Hayır, o kadar uzun değil.”

“O halde sade olsun!”

Rüyalar ve gerçekler arasındaki gelgitlerin oluşturduğu bir boşluk beni Bora’ya itti. Sade yeşil düşleri kalıcı kılmak için süsleyerek, kuruntularından ayıklayarak veya onları sallayarak döküp sermek biraz ters olur, içe vurum olur, önce kendimi aldatmış olurum. Bu sebeple Bora için düşlediğim katıksız ve sallamasız bir döküm. 

“İyi dinle!”

“Yine o Ali Kara, değil mi? Kim bu Allah aşkına?”

“Evet, yine o. Ben de bilmiyorum kim olduğunu; bir yerlerden kaçmış, rüyana dalmış.”   

“Pekâlâ, üçüncü yolu anlat merak ediyorum şimdi.”

“Kandahar şehrine bak? Altmış altıncı meridyende. Şimdi de 4444 ün kareköküne bak!4) Ayrıca altmış altı rakamı Arap alfabesine göre Allah İsm-i Şerifinin adedi. Kandahar’ı neden dini merkez olarak seçtiklerini anladın mı?”   

“Evet, anlıyorum, bunlar her şeye Allah’ın adını karıştırmışlar.”

“Kazakistan’ın Turgay Vadisi’ne bir göz at? Hani rüyanın5) birinde öğretmenin sana adını sormuştu! Hemen hemen aynı boylam, bilhassa Molla Ömer kaçarsa buradan başka bir yere gitmez. Usame bin Ladin 11 Eylül olaylarından sonra, Papa 22 Eylül 2001 de Kazakistan’ı ziyaret ettiğinde Afganistan’dan ayrıldı, tıpkı Taliban’ın ve diğer Afganlı yetkililerin eylül sonlarında basına verdikleri demeç gibi, hatta Kazakistan üzerinden. Şu üç rüyaya6) baksana! Papa değişecek, Batı Bizans ve annen Amerika’dan telefon açıyor,  trende saklanan rahibeler ve küp şeklinde bir arabadasın…”

“Yani onu Papa mı kaçırdı?”

“Bunu demek istemedim. Rüyalar zaman, mekân ve istikameti bildiriyor. Papa Kazakistan ziyaretinden sonra nerelere uğradı, hatırlıyor musun?”

“Ermenistan’a gittiğini biliyorum. 27 Eylül 2001 tarihinde Erivan’da idi ve o gün akşamı Erivan’dan ayrılıp Vatikan’a döndü. ABD’li yetkililer, Papa Kazakistan’dan ayrıldığında Afganistan’da bombardımana başlayacaklarını söylemişlerdi. Operasyon 7 Ekim 2001 tarihinde başlamıştı.”

“İnternette araştırdığımızda Papa’nın 25 Eylül 2001 Salı günü saat 11:00 de Kazakistan’dan Ermenistan’a uçakla hareket ettiğini okuduk. Usame bin Ladin bu yolu izledi ve arkasından iz bıraktı.”

“Ne izi be! Saçmalama şimdi...”

İz peşinde koşturarak “Pembe Panter”e yetişebilmek için daha güçlü nefeslere ihtiyaç var. Ona yaklaşıldığında ihtiyatlı yanaşılmalı; zira ona yem olma olasılığı daha yüksek. Pekâlâ; ben Pembe Panter’in izinde miyim, yoksa çöl kuşunun, bozkır veya tarla kuşunun izinde mi? Galiba kuşların veya bunlardan birinin. Zaten birini buldum mu diğerine yaklaştım demektir. Her neyse; yolcu yolunda, izci peşinde gerek…

“Şimdi daha iyi izah edeceğim: Rusya’da Çeçenistan’da kırk dörtlük bir akü,7) bir güç alacaktı, yani kırk dört derece enlem ve boylamda. Onun eskiden beri burasıyla irtibatı vardı. Ardından Gürcistan üzerinden yatına bindi, tıpkı rüyalardaki8) gibi. Kaptanı; bize ömür, işinden denize atılıyor.”

“O halde izini Karadeniz’de mi bıraktı?”

“Üç rüya9) burada yerini belirliyor, birincisi; Doğu Karadeniz haritası, ikincisi; fındığın kilosu dört yüz on dört milyon lira, yani Türkiye’nin Doğu Karadeniz Bölgesinde, fındıkların yetiştiği yer, buradaki rakama da dikkat! Üçüncüsü; binanın cephesinden düşen ve duvarda iz bırakan kırk bir rakamı. Burada iki tane kırk bir rakamı var, biri; yere düşen kırk bir rakamı, diğeri; duvarda kalan izi. Her şeyi açığa çıkaran zaten bu rüya oldu. Ladin’in izini bıraktığı nokta tam kırk birinci meridyen ile kırk birinci paralelin kesiştiği yer, Rize iline bağlı Çamlıhemşin ilçesi Ortaköy beldesinin aşağı yukarı on dört kilometre güneydoğusu. Diğer iki rüyadaki10) ‘Çam...‘ isimli yer de Çamlıhemşin ilçesi.”

“Uf... Kafam karıştı. Hani Ali Kara? O nerede kaldı peki?”

“Yine ‘Kara’ isimli bir yer, yani Karadeniz ve tuzlu; hem onunla rüyanda ne yapıyordun?”

“Horan tepiyor ve Kızılderili dansı… Doğru ya! Hora halk oyunu Doğu Karadeniz’e, dolayısıyla Rize’ye özgü, Kızılderili dansı Amerika’ya.”

“Bu yeri Ankara’ya Genelkurmay Başkanlığı ile ABD İstanbul Başkonsolosluğuna bildirdikten beş hafta sonra bir rüya11) daha görüyorsun. Atlası açıp tekrar baktığımda Çamlıhemşin’in kuzey doğusunda Karadeniz sahilinde Fındıklı,12) tam Gürcistan sınırında bir yer daha var; Camili ve onun biraz güneyinde bir Ortaköy daha. Ayrıca nerelerde toplu halde namaz kılınır?”

“Camilerde.”

“O halde namaz kılınan rüyalara13) bir bak? Camide bayram namazını kılarken bu aklıma gelmişti, ‘neye niyet, neye kısmet’ diye. Rüyadaki ‘üç parça merdiven’ sana bu üç yeni yeri bildiriyor. Rüyalar yanılmıyor. Eskiden yaşamış imamlardan İmam Kurtibi’nin Salât-ı Tefriciyye duası hakkındaki söyledikleri:14) ‘Bu duayı her gün kırk bir defa okuyan kimsenin kalbinden Allah sıkıntıyı giderir, bağlı işlerini açar ve gelecek zararları ondan uzaklaştırır.’ Buna inanan Usame bin Ladin burada, bu noktada, yani kırk birinci paralel ile kırk birinci meridyenin kesiştiği yerde kendini

>>>>>

Metin Kutusu: 1)  05.09.2001 tarihli rüya: «...Büyük bir göl manzarası, birkaç büyük nehir bu göle akıyor, şelaleler görüyorum. Bir yerde baraj seti çatlamış, tamir etmek, çatlağı yapıştırmak için elimde bir kutu reçine ile oraya doğru gidiyorum. Reçinenin kutusunun üzerinde “Shamp” yazıyor. İki kız yüzmeye giderken elimdeki kutuyu görerek onu şampuan sanıp; “bize ver de yıkanalım,” diyorlar. Onun bir şampuan olmadığını söylüyorum. Kulübede yataktayım, ablam içeri giriyor, uyur gibi yapıyorum, ablam pencereden göl kenarındaki insanlara bakıyor, sonra sinirli bir şekilde pencereden atlayarak yanlarına koşuyor ve orada bir adamla kavgaya tutuşuyor, her ikisi de suya kapılıp şelaleden aşağı düşüyor. Biri, harita veya bir monitör üzerinde onların su içinde oldukları yeri, şelalenin düştüğü yerin ilerisinde, kırmızı nokta olarak gösteriyor...»

Metin Kutusu: 2)  14.04.2001 tarihli rüya: «...Tepelik yerde bir evdeyim, güzel manzara, bu manzarayı telefonda birine anlatıyor, “dört nehir, Ren, Tuna, Dinyester ve Dinyaper nehirleri birleşip bir nehir oluşturuyor. Ayrıca Marmara Denizi de görülüyor,” diyorum... Haritaya bakıyorum, Van tarafında göller, irili ufaklı göller, “burası Batı Bizans,” diyorum. Gölün birinin ismini önce “Obi” diye, kafamı haritaya iyice yaklaştırınca “Gobi” diye okuyorum... Annem bana jilet uzatıyor. Jilete dokununca elektrik akımı olmasın, elektrik akımına kapılmayayım diye dikkat ediyorum... Annem bana telefon açıp “ben Amerika’dayım,” diyor... Matematik dersinden imtihan oluyorum...»

Metin Kutusu: 3)  Bölüm: 5, 14.09.2002 tarihli haber: Afganistan: Usame bin Ladin’in adamlarından Ebu Cafer El Kuveyti internetteki sitesinde Ladin’in Tora Bora’da öldüğünü iddia etti. El Kuveyti’ye göre bombardıman esnasında Usame bin Ladin ve adamları “hendeklere” saklanmış (Hürriyet gazetesi).

Metin Kutusu: 4)  √4444 = 66,6633332499...

Metin Kutusu: 5)  17.10.2001 tarihli rüya: «...Okulda dersteyim, arkadaşım Paul da sınıfta. Gözlüklü, kısa dalgalı ve siyah saçlı bayan öğretmen bana “adın ne?” diye soruyor. İsmimi kâğıda yazıp gösteriyorum. “Peki ya anlamı nedir?” diye tekrar soruyor. “Ural’ın doğusundaki Turgay şehrinden, ayrıca bir çöl kuşu. Soyadım malum,” diye cevaplıyorum...»

Metin Kutusu: 6)   06.05.2000 tarihli rüya: «...Bir devir teslim töreni. Papa değişecek. Görevini devredecek genç bir papa, askerler ve kalabalık bir gurup yeni papayı bekliyorlar. Görev devrini bekleyen genç papanın elini öpmek için ona doğru yürürken beni görmezlikten gelerek benden kaçıyormuş gibi ileri doğru gidiyor...»  05.04.2001 tarihli rüya: «...Bir bando takımı, galiba askeri bando, yürüyüşte. Kucağımda bir sürü çiçek, gül. Başka bir yerde giden trenden rayların üzerine çiçekler, güller atılıyor. Tren kompartımanı gibi bir odada siyah giysili üç rahibe pencere ve kapı aralığından gizlice dışarı bakıyor... Üç tekerlekli, etrafı ve üstü camla kaplı küp şeklinde bir araçta birkaç kadın ile birlikte ayakta dikilerek gidiyorum, araç başka bir aracı ezip geçiyor...»  14.04.2001 tarihli rüya: «...Tepelik yerde bir evdeyim, güzel manzara, bu manzarayı telefonda birine anlatıyor, “dört nehir, Ren, Tuna, Dinyester ve Dinyaper nehirleri birleşip bir nehir oluşturuyor. Ayrıca Marmara Denizi de görülüyor,” diyorum... Haritaya bakıyorum, Van tarafında göller, irili ufaklı göller, “burası Batı Bizans,” diyorum. Gölün birinin ismini önce “Obi” diye, kafamı haritaya iyice yaklaştırınca “Gobi” diye okuyorum... Annem bana jilet uzatıyor. Jilete dokununca elektrik akımı olmasın, elektrik akımına kapılmayayım diye dikkat ediyorum... Annem bana telefon açıp “ben Amerika’dayım,” diyor... Matematik dersinden imtihan oluyorum...»

Metin Kutusu: 7)  09.11.1998 tarihli rüya: «...Motor kayışları, bantları imal eden bir fabrikadayım. Adedi iki milyon dört yüz bin liraya iki adet kırklık oto aküsü satın alıyorum. Kırk dörtlük büyük boy akünün fiyatı üç milyon lira. “Keşke onlardan alsaydım” diye düşünüyorum; fakat param yetişmiyor...»

Metin Kutusu: 8) 10.09.2001 tarihli rüya: «...Denizde bir yat, yüzüyor, uçuyor ve kayboluyor, kaptanı işten atılıyor. Patrona onu işten atmaması için yalvarıyorum... Büyük bir köpek, sevimli ve yanmış. İki tane başka köpek suyun üzerindeki bir tahtaya tutunmuş, renkleri açık kahverengi gibi...»

Metin Kutusu: 9) 16.11.1998 tarihli rüya: «...Haritada Türkiye’nin kuzeydoğu köşesi. Deniz kenarı, ovalar, göller, nehirler, tuzlu su gölleri, köyler ve küçük bir kasaba görüyorum...»  27.05.2001 tarihli rüya:  «...Fındık satın alıyorum. Kilosu 414 milyon lira. Bir evdeyim, ahşap bir ev, yanık kokusu geliyor. Hortumla su çekiyor, yanan bir yeri söndürüyorum. Alt katta siyah saçlı biri eve ateş atıyor, su sıkıyorum, döşemeden alevler yükseliyor, harlıyor, kızıl alevler...» 26.04.2001 tarihli rüya: «...Amerika Birleşik Devletlerinde 41 numaralı eyalet, bu eyalet Amerika’nın kuzey doğusunda bir yerde. Orada bir otelde kalıyorum. Büyük bir bina görüyorum, binanın cephesindeki 41 rakamı yere düşmüş, duvarda rakamın izi kalmış...»