ORG ve Tora Bora—4. BÖLÜM  ©

Roman

Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi

<<<<<

-16-

 

dört bin dört yüz kırk dört defa ve her gün kırk bir defa, Şeyh Muhammed Tunusi yirmi bir defa, İmam Deynuri on bir, Haziynetü’l Esrar Sahibi yüz ve bin defa okunmasını tavsiye ediyor.1) Evdeki ansiklopediye baktığımda Pennsylvania’nın alfabetik sıraya göre ABD’nin kırk birinci eyaleti olduğunu gördüm.”

“Bunda ne var?”

“O gece bu rakamlar ardı ardına aklıma geldi, bunlar tesadüf olamazdı. Kalkar kalkmaz hemen atlasta New York şehrinin konumuna baktım; tam kırk birinci paralelde. Aynı paralel üzerinde doğuya doğru gidince İstanbul’a rastladım. Bu iki şehir coğrafyanın paralel ortakları, Harlem ile Harem de ortaklığın küçük hissedarları olsa gerek. Berlin on dördüncü meridyenin, yani kırk bir rakamının tersi, hemen yanında. Bunlar, rüyalarımda gördüğüm coğrafya dersleriydi. Sonra matematik yaptım, yani tarihleri topladım, sonuçlar yine aynı rakamları veriyordu.”

“Bunlar tesadüf olamaz mı?”

“Hayır! Bu kadar art arda tesadüfler olamaz. Rüyalarda görünen rakamlar bilhassa on bir, yirmi bir, kırk bir, kırk dört, ayrıca dört yüz on dört gibi benzerleri. Salât-ı Tefriciyye duasının okuma adetleri gibi. Ladin de bu duayı okuyordu; lakin kötü emellerine kullandı. Önceleri iki rüya2) arasında bir benzerlik kurmaya çalışıyordum, bunlardan biri; binanın cephesinden düşen kırk bir rakamı ve onun bıraktığı iz, diğeri; binemeyip kaçırdığın trenin raydan çıkarak bıraktığı tekerlek izi, yani; ‘11 Eylül olayını önleyemedin, treni kaçırdın, bari izleri takip et!’ der gibisinden. Dediğim gibi, elime kâğıt kalem alıp biraz matematik yaptım. Örneğin; sabotaj tarihi olan 11 Eylül 2001 tarihi.”

“Ne var bu tarihte?”

“Tarihteki rakamları topladım,3) sonucu on dört ve kırk bir. Bu da mı bir tesadüf? Uçakların kuleye çarpış saatleri;  yerel saat olarak biri 08:30, bu sabotaj 08:33 de planlanmış olmalı, diğeri 08:49 da.4) Aynı gün Pennsylvania’da dördüncü uçağın düşürülmesi… Hayır! Bunlar birer tesadüf değil, dört uçak ile bir ülke, dört ve bir rakamları yan yana, yani; kırk bir. Uçaklarda on dokuz sabotajcı. Kuran’ın yetmiş dördüncü suresinin otuzuncu ayetindeki ‘on dokuz’ kelimesi, tıpkı rüyadaki5) gibi ve o günkü alınan gazetenin ilavesi. Rüya tarihinin toplamı bile ilgi çekici, şayet toplama doksan dokuz rakamını ilave etmesem. Ayrıca New York tam kırk birinci paralel ile yetmiş dördüncü meridyenin üzerinde.”

“Desene Usame bin Ladin amacına Kuran’ı bile alet etmekten geri kalmamış.”

Kutsal kitabı kendime göre yorumlayıp içinden bir sihir çıkartmak mantıklı bir zekânın ürünü müdür? Bütününde kavradıklarımla algıladıklarımın arasında bir çelişki yoksa tamamdır. O zaman sihirlerin en büyüğü bende, herkes büyülenir o zihinsel işlev ile.

“Ne yazık ki öyle,” diye cevapladım Bora’yı aklımdaki takıntının ardından. “Demek ki hiçbir şey tesadüf değildi. Ayrıca işlerinin bozulması, Salât-ı Tefriciyye dualarını okuman ve rüyandaki6) Peygamber Hazretleri. Berlin’deki toplantı 26 Kasım 2001 tarihinde yapılacak. Bir sonraki tarihin rakamlarının teker teker toplamı da on dört ve Berlin on dört derece meridyenin hemen yakınında, yani Berlin’de tehlike var. Nitekim aynı gün o toplantı bir gün sonraya ve Bonn şehrine alındı.”     

“Bunların hepsi doğru olsa bile inanılması zor.”

“Beni iyi dinle Bora! Usame bin Ladin’in sırrı işte burada, nerede saklandığı da ortaya çıktı. Fakat burada bir aldatma, bir yanıltma var.”

“Ne gibi bir yanıltma?”

“On dört ay kadar önce gördüğün rüyayı7) hatırla, hani bir su havzasının diğer kenarında top oynuyorlar ve onları okuldan tanıyorsun, yani diğer bir rüyadan veya gerçek hayatta gazetelerden, basından.”

“Evet, n’olmuş top oynuyorlarsa?”

“Aldatmacılık şurada: Üç tane Usame bin Ladin var, belki de dört tane; bir orijinal ve diğerleri kopyası.8) Üç ayrı istikamete kaçış yolu buldum, önce birinci yola bakalım.”

“Yalnız fazla uzatma! Zaten yorgunum.”

“Hayır, fazla uzatmam, beni iyi dinle. Birinci yol:9) Şimdi daha eskilere gideceğim. Senin de hatırladığın gibi rüyanın birinde dağda üç yol var ve ortadaki daha belirgin. Atlasa bak! Afganistan’da Kâbil’den gelen tren ve kara yolu ile Kandahar’dan gelen kara yolu, yani iki ayrı yol,  ‘Y’ harfi şeklinde Pakistan’ın Hindistan sınırındaki Lahore şehrinde, ortadaki üçüncü bir yolda birleşiyor, işte bu yol beni maymunların yaşadığı yere, Hindistan’a, hatta Afrika’ya kadar götürdü. Rüyanın birinde Ali Kara isimli bir şahısla oynuyorsun, diğerinde kızın biri başka bir kızı erkek ismi ile ‘Muzaffer’ olarak çağırıyor. Atlasın fihristine bakınca sadece Hindistan’da Aligarh ve Muzafferpur isimleriyle iki şehir gördüm. Ortadaki üçüncü yol tren yolu olarak buralardan geçiyor.”

“Bunda ne var? İsimler sadece birer tesadüf.”

“Acele etme, dahası geliyor: Başka bir rüyada Malatya’ya bilet almak için istasyona gidiyorsun ve sağından solundan trenler geçiyor, içinde alnı numaralı adamlar var. Rüyanda gördüğün aslında Türkiye’deki Malatya şehri değil Malaya yarımadası. Başka bir rüyada trende saklanmış üç rahibe var. Yani birinci yoldaki yolculuk tren ile yapılmış, hatta bazıları rahibe kılığında, kadın kılığında. Rüyadaki kızın bir diğerini erkek ismiyle, ‘Muzaffer’ olarak çağırmasındaki diğer sebep de bu. Ayrıca gördüğün bu rüyanın tarihine de dikkat et! On dört ve yirmi bir rakamları hâkim. Fakat gidenler kim bilmiyorum. Muzafferpur’dan sonra Vietnam’ın güney ucundaki Vinch Loi şehrine gidilmiş. Ama hangi yoldan, onu da bilmiyorum, galiba Bangladeş üzerinden, ağaçlarda maymunlar bulunan ormanlık yollardan. Su havzasından karşıya geçmemizi önleyen vinci hatırlıyor musun? Ya orada başına seksen milyon lira ödül konulanı, ayrıca iki ayrı rüyadaki inşaat vincini de? Dünya’da ‘Vinç’ ismine benzer bir tek şehir var. İşte bu da Vinch Loi şehri, yani başka rüyanda gördüğün Vietnam’ın güney ucundaki şehir, sonra Malaya’nın güney ucu, yani Singapur, Dünya’nın her yerine bağlantılı uçak seferleri var buradan.”

Herkesin ufuk çizgisi yüksekliğine göre değişiyor, yükseklik korkusu olmayanların ufku daha geniş. Oralarda bir yeri uğrak edinmek isteyen de var belli bir varış noktası olmayan da, o gittikçe gider, açıldıkça açılır, dönüp dolaşıp aynı yere gelse yine açılır, zira onun havası boldur ve caka satar. Kimileri sınırlı ufuk çemberinin içinde dönüp durur, havadarlar havasını, dar havalılar stresini atar. Benim dört buçuk küsurluk ufkum gittikçe daralıyor, havama bağlı pergelimi ancak üç bin üç yüz otuz üç metre açabiliyorum, dört bin dört yüz kırk dört adım düz ayak, ötesi beni yoruyor, ki bunun geri dönüşümü de düşündürücü.

“Peki, oradan nereye gitmişler?”

“Buradan yol tekrar ikiye ayrılıyor; biri Afrika’ya doğru, hatta Angola’ya Matala şehrine kadar ve konumu on beş derece enlem ile on beş derece boylam. İşte yine bir Malatya şehri, bu rüya bana üç yeri bildirdi. Malatya, Malaya ve Matala. Hani rüyanın birinde arkadaşın biri Angola’ya gitmişti…”

“Yani şimdi orada mı saklanıyorlar?”

“Orada da saklanan biri var, ayrıca Afrika’daki on bir, yirmi bir, kırk bir ve kırk dört dereceli enlem ve boylamlar da söz konusu.”

“Hiçbir şey anlamıyorum. Pardon! Şimdi aklıma geldi; ABD on dokuz Aralıkta, yani sen Başkonsolosluğa durumu açıklayan faksı gönderdikten yirmi bir gün sonra, Madagaskar adasının doğusundaki Komor adalarına asker indirmiş, ayrıca Yemen’e de asker göndermişti. Demek bu yüzden…”

“Evet, kırk dört derece boylam Yemen ve Somali’de olduğu gibi Komor adalarından da geçiyor.”

“Hatırladığım kadarıyla Singapur’da da on iki El Kaide üyesi ABD uçak gemisine sabotaj hazırlığında iken son anda yakalanmıştı, zannedersem 29 Aralık 2001 tarihinde. Peki ya Singapur’dan ayrılan diğer yol?”

“O yol Yeni Zelanda’ya kırk bir derece enleme gidiyor, belki de yüz yetmiş altı derece boylam. Tıpkı rüyadaki gibi; orada çocuklar bir dağ kulübesinde daha emin olurlar.”

“Kırk bir derece enlemi anladıkta, neden yüz yetmiş altı?”

“Çünkü rakamların teker teker toplamı on dört, yani kırk bir rakamının tersi.”

“Vay anasını be! Demek Usame bin Ladin bunu da yapıyordu. Yani Salat-ı Tefricciye duasını kırk bir kez tersinden okuyordu. Birinci yol bitti mi?”

“Evet bitti. Sıra ikinci yola geldi.10) Yine Kâbil’deyiz ve buradan doğuya gidiyoruz, yani Çin’e doğru.”

“Neden Çin?

“Herhalde rüyalarda Çin’e boşuna gidilmedi. Rüyada gördüğümüz Ali Kara tekrar sahnede.”

“Yine mi o! Ne haltlar karıştırdı yine?”

“Evet, yine o, üçüncü yolda tekrar karşımıza çıkacak. Atlasın fihristinde arayarak yeryüzündeki tüm ‘Kara’ isimli yerlere baktım. Çünkü Ali Kara ile evde bir şeyler kutluyorsun; fakat buradaki sarışın kadının rolünü anlayamadım. Önce Çin’in kuzey batısında Uygur bölgesindeyiz, Kara-İrtiş Nehri’nde. Burada dört ülkenin sınırı var, Çin, Rusya, Kazakistan ve Moğolistan sınırları, yani ‘dört artı bir’ mekân. Mekân da

>>>>>

Metin Kutusu: 1)  “Yasin, Tebareke, Hacet duaları” Arif Pamuk, Pamuk yayıncılık, sayfa: 128-131.

Metin Kutusu: 2)  26.04.2001 tarihli rüya: «...Amerika Birleşik Devletlerinde 41 numaralı eyalet, bu eyalet Amerika’nın kuzey doğusunda bir yerde. Orada bir otelde kalıyorum. Büyük bir bina görüyorum, binanın cephesindeki 41 rakamı yere düşmüş, duvarda rakamın izi kalmış...» 18.09.2001 tarihli rüya: «...Bir yazı masasını yolcu otobüsünün üzerine koyuyoruz, başka bir yere gidecek. Ben binmeden otobüs hareket ediyor, kaçırıyorum. “Tren ile giderim,” diyorum. İki kişi istasyona gidiyoruz. Yanımdaki bir duvardan aşağı atlarken ben; “burası yüksek, atlayamam!” diyorum. Bir ayakkabım aşağı düşüyor, ardından atlıyor, tek ayak üzerine yere iniyorum ve “göründüğü gibi yüksek değilmiş,” diyorum. O arada treni de kaçırıyorum. Tren ileride bir dönemeçte raydan çıkıp yoluna devam ediyor, raydan çıktığı yerde izi kalıyor...»

Metin Kutusu: 3)  1+1+9+2+1 = 14 ve 11+9+21 = 41.

Metin Kutusu: 4)  8+3+3 = 14 ve 8+33 = 41. 8+4+ 9 = 21 ve 8-49 = - 41.

Metin Kutusu: 5)  23.07.1998 tarihli rüya ve notlar: «...Büyük bir bina, “bu binaya iş görüşmesi için gelmiş, teklif vermiştim,” diyorum. Katlarını sayıyorum, tam yetmiş dört kat...»  Notlar: Rüyada gördüğüm bina gerçekte otuz katlı, fakat rüyamda yetmiş dört katlı olarak görüyorum. Bu bina gerçekte defalarca gittiğim ALKAN şirketine ait. Kahvaltıdan önce günlük gazetelerimi aldım. Gazetenin birinin “Yüce Kitabımız Hz. Kur’an” diye bir kitapçık ilâvesini gördüm. O kitapçığı karıştırırken “Kur’an-ı Kerimde ‘On dokuz’ meselesi” başlığı dikkatimi çekip orayı okudum. Yazı konusu “On dokuz” kelimesi Kur’an-ı Kerimde yetmiş dördüncü Surenin otuzuncu ayetinde geçiyor.

Metin Kutusu: 6) 04.03.1999 tarihli rüya: «...İki katlı eski tip, tarihi güzel bir ev. Kalın bir ahşaptan büyük, kanatlı giriş kapısı. Kapının kanatlarının iki koluna bağlı kalın bir zincir. Bana göre sol taraftaki (eve göre sağ) bitişik evden bir manga kadar asker çıkıp koşarak bu kapıya geliyor ve zinciri açmaya çalışıyorlar. “Hişt, gürültü etmeyin! Aziz yukarıda, çok meşgul, ziyaretçileri var,” diye onları uyarıyorum. Ziyaretçileri var derken uçarak evin üstünden, veya çatısından diyebileceğim, eve girip çıkan melekleri kastediyorum, onlar bunu fark etmiyor... Büroda çalışma odamdaki kanepede yatıyorum. Bir ara yattığım yerde uyanıp karanlık odada ışık gibi bir şey olduğunu fark ederek başımı o yöne, pencere tarafındaki köşeye bakmak için kaldırıyorum. Tanrım! Bu Hazretleri, orada, tam köşede, beyazlar içinde, bağdaş kurmuş oturuyor, sakallı, üzerinde beyaz bir giysi, başında üst tarafı yukarı doğru sivrilen külâhlara benzeyen sarık gibi bir şey var. Yüzü parıl parıl, beyaz giysisi bile ışıldıyor...»

Metin Kutusu: 7) 22.10.2001 tarihli rüya: «...Masaya benzeyen bir araçla havada uçuyoruz, yanımdakine; “ben iyi kullanamıyorum, aracı sen kullan,” diyorum. Geniş, bol sulu bir nehrin üzerinden karşıya uçacağız; fakat büyük bir vinç geçişimizi engelliyor. Önce biri karşıya geçip vinci durduruyor, sonra karşıya uçuyoruz. Havada bir uçak, içindekiler bizi gözetliyor. Karşıya indiğimizde iki erkek ve bir bayan görüyoruz, top oynuyorlar, onları okuldan veya başka yerden tanıyorum. Bayan açık göğüslü giyinmiş. Erkeklerden biri başka birini dövmüş, yaralamış, bu yüzden aranıyormuş, ödülü seksen milyon lira, o burada saklanıyor ve parası kalmamış. Eski çalıştığı yerden parasını istiyormuş; fakat onlar vermiyormuş...»

Metin Kutusu: 8)  24.04.2000 tarihli rüya: «...Bez üzerine bir erkek kafası resmini çiziyorum, omuzlarına, ceketinin yakalarına kadar iki defa çiziyorum, ikinci resmi başka bir beze bastırarak kopyasını çıkartıyorum...»