ORG ve Tora Bora—4. BÖLÜM  ©

Roman

Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi

<<<<<

-11-

 

Temmuzun ikinci günü; dünden beri Ankara’da yoğun bir diplomasi trafiği, koalisyon ortaklarında da seçim tartışmaları var, anlaşamadıkları veya paylaşamadıkları bazı şeyler olmalı. Hükümette sarsıntılar ve heyecanlar başladı. Bugün bilgisayarım tekrar arızalı, yine tamirde. Yaptığım çeviriler aksıyor, satıcı da kabahati bende buluyor; çok seneler öncesinden bilgisayar kullandığım halde kullanmasını bilmiyormuşum, onun için bozuluyormuş. Ne ABD Büyükelçiliği ne de başka bir yer gönderdiğim yazılara cevap verdi. Koalisyon çözülüyor, seçim kapıda. Almanya’dan bir uçak kazası haberi; güneyinde, İsviçre sınırına yakın hava sahasında Rusya-Fransa seferini yapan ve içinde öğrencilerin bulunduğu bir uçak ile Belçika-Bahreyn seferini yapan bir kargo uçağı çarpışıyor. Onlarca çocuk, henüz ne olduğunu anlamadan, hayatın ne olduğunu bile öğrenemeden geldikleri gibi temiz gidiyor.      

Temmuz ayı hükümet ortaklarına hiçte iyi gelmedi; koalisyon da dağıldı koalisyonun en büyük ortağı parti de. Bu arada Başbakan ile Genelkurmay Başkanı tıpkı yirmi dokuz Ekim tarihindeki gibi birlikte Cumhurbaşkanlığına çıktılar, nedeni açıklanmıyor, basın ve kamuoyu şaşkın. Kasım 2001 sonlarında büyük bir dış itibar kazanan Türkiye bu ayın başlarından itibaren itibarını kaybetmiş gibi. Ekim 2002 sonunda beklediğim seçimin günü üç Kasım 2002 Pazar olarak açıklandı. Bilgisayar tekrar tamirde, çevirileri annemden gizli yapıyorum, öğrenirse telefonu kapattırır, elektronik posta kullanamam, bu da çevirilerin sonu demektir. Bana halen “para kazanmak istersen gece bekçiliği yaparsın” diyor, başka türlü kazanılan paranın kadınlara yedirildiğini sanıyor. Firuze’nin gelen mektubu tek sevincim. Kendimi az da olsa toparlamama yarayan mektuplarından biri:

“...Benim senin gibi ehliyetim de yok tecrübem de, çarkın nasıl döndürüldüğünü sen daha iyi bilirsin, buraya geldiğinde bunun hesabını soracağım senden... Seni biraz daha bekleyebilirim, kanatlarım uçmaya hazır bir vaziyette. Hiç iki sevgili gibi olamadık, ne sen beni öpüp koklayabildin ne de ben sana dokunabildim. Bunları seninle üniversite yıllarında yapmak istiyordum. Özel bir nedeni yok; fakat üniversitedeki bu son senemi sevdiğim insanla çılgınca yaşayarak geçirmek, ondan, yani senden aşağı kalmamak isterdim.”

Bu gece hayat bilgisi dersi alıyor gibiydim, çok şeyi gerçek hayatta öğrenememişim: «...Okuldayım, çok kalabalık, ben ve bir kız arkadaşım okula gidiyoruz. Okuldan çıkıp askerler ile birlikte gidiyor, sonra okula geri dönüyorum. Bir fotoğraf makinesi alıyorum. Askeri bir okul gibi olan yere, veya okul askeri bir yere benziyor, geri döndüğümde Bay Mayer’in beni aradığını söylüyorlar. Sınıfa, derse giriyorum, sosyoloji dersi. Sınıfta her zamanki yerimde oturuyorum. Saçlarım uzamış, kuvvetlenmiş, yüzüm çok iyi görünüyor... (27.07.2002).» Askerler yine rüyalarımda2) ve her yerde. Rüyada bile olsa sosyoloji dersi yerine müzik dersi olmasını tercih ederdim. Bu ders ruhumu dinlendirdiği gibi gözlerimi de kamaştırıyordu:

Anılar başlıyor.

Yine senelerden 1971, lise son sınıf. Müzik derslerinde piyanonun bulunduğu sınıfa gider, dersimizi alırdık. Bazen erkekler sınıfın bir yarısında, kızlar diğer yarısında oturarak kızlar ve erkekler korosu oluşturur, bazen sıralarda kızlarla yan yana oturup yine piyano eşliğinde müşterek şarkılar söylerdik. Yanımda çoğu kez Süheyla otururdu, bacaklarını üst üste yerleştirdiğinde eteği sıyrılır, bacaklarına bakardım. Mart ayında müzik dersinden yazılı olacağız, yine Süheyla yanımda, aynı sırada. Yazmaya başlarken bir ara dirseğiyle beni dürterek bakışlarımı bacaklarına yönelttiğinde gözlerim fal taşı gibi açılmıştı; eteğini iyice sıyırmış, benim tarafımdaki bacağına lastik ile tutturduğu kâğıttan kopya çekiyordu. Benim de faydalanabileceğimi işaret etmişti. Bacaklarına bakarken heyecandan titreyen elimle değil yazı yazmak, kalemi bile tutmakta güçlük çekiyordum. Bir müddet sonra bayan müzik hocamız Süheyla’ya yanaştı;

“Ayağa kalk ve benimle dışarı gel!” dedi. “Eyvah, hoca anladı!” dedim kendi kendime.

Koridorda Süheyla’nın üzerini kontrol eden müzik hocamız geri gelerek yazılı kâğıdını alıp bana yöneldi:

“Sen de kâğıdını ver!”

“Neden benim kâğıdım hocam?”

“Sen de baktın.”

Artık inkâr etmek yersizdi.

“Tamam hocam, baktım, itiraf ediyorum; fakat yazmaya fırsat bulamadım. Bir düşünsenize; o durum karşısında nasıl herhangi bir şey okuyabilir ve yazabilirdim?”

“İşte bunu düşünmemiştim, bunda haklısın. Senin kâğıdın kalsın, yazmaya devam et.”

Süheyla’nın güzel bacağını gören hocamız söylediklerime ikna olmuştu. Başka bir deyişle; Süheyla’nın güzel bacakları hocamızı ikna etmişti.

Anılar bitti, romana devam.

Ay sonunda Ankara’da baş döndürücü diplomasi trafiği…2) Tüm ülke görüşmelerden, olanlardan şaşkın, yanlış da olsa bir şeyler düşünen, tahminler yürüten yok. Herkes sadece olanları izliyor, basından bir şeyler öğrenmeye çalışıyor. Beni ilgilendiren daha ziyade titrek bir elle Firuze’ye yazdığım mektuptu. Elimde olmadan onu kaybedeceğim:

“...Kanatlarını aç! Belki yolunu şaşırır bu taraflara yönelirsin, belki de rüzgâr seni sürükler... Yazdığın gibi senin yaşlarında hem güzel hem de çılgın bir gençlik yaşadım. O hayatı tekrar birlikte geçirerek sana da tattırmak isterdim; gitmiş olduğum her yere seni götürerek ve anılarımı yerinde seninle tazeleyerek…”

Yanına gidebileceğimi sanmıyorum, bende o şans yok.        

Ağustosun ilk günü, çevirilerden fırsat buldukça kısa da olsa arada bir dışarı çıkıyorum. Öğleden sonra Serap aradı.

“Annem beni yine evden kovdu,” diyordu ağlamaklı olarak.

“Annen de fazla ileriye gidiyor, hemen buraya gel!” dedim.

“Ya seninki! O müsaade edecek mi?”

“Orasını düşünme. Benim odamda yatarsın, ben holdeki kanepede yatabilirim. Yakınlarında bir yerden alacağım biraz para var, söyleyeceğim adrese git ve al, onlara telefon açar geleceğini söylerim, parayı aldığında beni tekrar ara ve hangi saatte otobüse bineceğini bildir, durakta seni karşılarım.”

Adresi yazan Serap telefonu kapadı, bir müddet sonra yine aradı.

“Arkadaşım Yeliz’in çalıştığı bürodan arıyorum, patronu tatildeymiş, pazartesiye kadar büroda kalabileceğimi söyledi.”

“Bence bura gel, başka bir yerde seni yalnız bırakmak istemem.”

“Pazartesi geleyim, parayı da aldım, yarın buraya gel sana vereyim.”

“Yanında kalsın, ihtiyacın vardır, beni de her gün ara.”

“Tamam,” diyen Serap telefonu kapadı.

Akşam saat sekiz. Serap aradı.

“Bürodan arıyorum, sana haber vereyim dedim.”

“İyi yapmışsın.”

“Biraz büyük yer, gece belki korkabilirim.”

“Sana buraya gel demedim mi? Korkarsan gece de ararsın, holdeki paralelin zilini kapatıyorum, annem duymaz.”

“Tamam, ararım yine, hoşça kal!”

Onu yalnız bırakmamalıydım, her an bir delilik yapabilir. Saatler ilerliyor, kulaklarım telefonda, gece saat on ikide tekrar çaldı, telefondaki Serap konuşmakta zorlanıyordu.

“Merak etmeyesin diye aradım.”

Ağlıyordu. Bir şeyler içtiği belli.

“Sen ne içtin?” diye sordum.

“Burada viski vardı... Onu... İçiyorum…”

“Serap kendine gel! Bir şey içmiyorsun, tamam mı?”

Telefonu kapadı. İyice meraklandım, huysuzlaştım. Aradığı yerin numarası telefonumda görünüyordu. Yarım saat sonra aradım.

“Serap iyi misin?”

Sesimden beni tanıyamadı, konuşamıyordu, söylediği kelimeleri anlayamıyordum.

“Serap! Serap!” diye bağırdım. Telefonu yere düşürdüğünü işittim. Kapatıp birkaç dakika içinde tekrar aradım, meşgul çalıyor, sürekli meşgul çalıyor. Kaldığı işyerinin nerede olduğunu ve adresini bilmiyorum. Annesini aradım, telefon çalıyor fakat kimse açmıyor. Tekrar arayınca Emre çıktı.

>>>>>

Metin Kutusu: 1) 06.01.2001 tarihli rüya: «...Renate’yi ziyaret etmek için evine gidiyorum. İçeride ayrıca yaşlı bir adam var. Renate’yi başka âlemden, başka boyuttan gelen askerler arıyor. Askerlerin onu görmemesi ve bulamaması için bir araba ile onlardan kaçırıyorum... Bir binadayım, hava karanlık ve bombardıman uçakları uçuyor. Gökyüzünde bir bomba patlıyor, bulutlar rengârenk aydınlanıyor. “İşte bomba patladı,” diyerek göğe bakıyoruz; yarı saydam askerler ölü gibi gökten yere düşüyor. Uçaklar sanki Türkiye’yi de bombalayacak...»  05.04.2001 tarihli rüya: «...Bir bando takımı, galiba askeri bando, yürüyüşte. Kucağımda bir sürü çiçek, gül. Başka bir yerde giden trenden rayların üzerine çiçekler, güller atılıyor. Tren kompartımanı gibi bir odada siyah giysili üç rahibe pencere ve kapı aralığından gizlice dışarı bakıyor... Üç tekerlekli, etrafı ve üstü camla kaplı küp şeklinde bir araçta birkaç kadın ile birlikte ayakta dikilerek gidiyorum, araç başka bir aracı ezip geçiyor...» 21.10.2001 tarihli rüya: «...Bir barda oturuyorum. Amerikan askerleri sivil otolarla bara gelip içeri giriyor. Onlardan biri sarışın, mavi gözlü bir bayan asker, ona bakıyorum, sonra oturup konuşuyoruz...»  29.10.2001 tarihli rüya: «...Bir jet uçağı büyük bir uçağa refakat ederek inişe zorluyor. Büyük uçak Amerikalıların, alçalıyor ve piste iniyor. Askerler bir sokağa, yere bir sıvı püskürtüyor, metre ile ölçmek istiyorum. Bende kısa bir metre var, üç metre uzunluğa kadar ölçüyor, beş metre uzunluğa kadar ölçen bir diğerini arıyorum...» 05.01.2002 tarihli rüya: «...Bir tabur Amerikan askeri yürüyüşte, başka silahlı askerler onları koruyor. Silahlı korumalardan biri yanıma gelip benimle konuşuyor, Türkçe konuştuğu için Türk askeri olduğunu düşünüyorum. Ona Türk olduğumu söylediğimde Türk’e benzemediğimi ve inanmadığını belirtiyor. “Afganistan’dan geliyorum,” diyorum. Saati soruyor, on iki (veya bir, veya iki) olduğunu söylüyorum, sonra; “halen Afganistan yerel saati, Türkiye saatine ayarlamayı unutmuşum,” diyorum... El Kaide örgütünün yüzde kırkının yakalandığını öğreniyorum...»  06.01.2002 tarihli rüya: «...Merasim. İranlı politikacılar protokol yerinde oturuyor. Gidip yanlarına oturuyorum. Merasim yerinden uzun boylu bir Kazak politikacı geçiyor ve askerler, polisler onu selamlıyor. İranlı politikacılardan birinin ayaklarını yıkamam için su ısıtıyorum, leğen getiriyor, ayaklarını içinde yıkıyorum, su ılık olmuş, önceleri benim ayaklarım da kokuyormuş...» 19.01.2002 tarihli rüya: «...Üç general ile gidiyorum, biri galiba Genelkurmay Başkanı. Bir sürü çamaşırlar, yanlarından ayrılıp çamaşırlara doğru gidiyorum. Çamaşırlar yıkanacak... Almanya’dayım, orada da üç general var ve Bay Mayer’in yanındalar. Bana ne yapılacağını soruyorlar, “çiçek dağıtılacak,” diyorum...»  23.02.2002 tarihli rüya: «...Birkaç kişi dağlık bir yerden gidiyoruz, nehirlerden yüzerek geçiyoruz, kayalıklara tırmanıyoruz, belli bir yol hattı yok. Bir ordu, sanki benim ordummuş gibi, binlerce asker merasimde...»   Ayrıca 20.08.1998 den 06.05.2000 tarihine kadar 8 ayrı rüya (ayrıntısı 2. bölüm, tarih 06.01.2001 de)

Metin Kutusu: 2) Bölüm: 5, 30.07.2002 tarihli haberler: Ankara: Bugün Ankara’da yine baş döndürücü hareketli bir gün yaşandı. Bu sabah Başbakan Ecevit, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel ve Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu toplandılar. Aynı saatlerde ABD Büyükelçisi Robert Piersen Dışişleri Bakanlığına çıkıp Dışişleri Bakan Müsteşarı Uğur Ziyal ile görüştü, görüşmenin ABD nin Türkiye’ye yapacağı 228 milyon $ lık yardım ve Awaks uçaklarının alımı konusunda yapıldığı söylendi. Bu görüşmeden sonra Müsteşar Uğur Ziyal Başbakanlığa çıktı. Öğleden sonra yine aynı üçlü, Ecevit, Gürel ve Kıvrıkoğlu tekrar toplandılar, toplantının ardından üçü birlikte Cumhurbaşkanlığına çıkıp Sezer ile 35 dakika görüştüler. Aynı saatlerde Büyükelçi Piersen tekrar Dışişleri Bakanlığı’na çıkıp yine Müsteşar Uğur Ziyal ile görüştü. Başbakan Ecevit daha sonra Milli Savunma Bakanı Selahattin Çakmakoğlu ile görüştü. Ancak bu baş döndürücü görüşmeler sonunda tek açıklama basına bilgi veren Başbakanlık Basın Danışmanı Cem Avcı’dan geldi. Avcı: “Görüşmeler bölgesel sorunlar ve yarın yapılacak YAŞ (Yüksek Askeri Şura)  toplantısı hakkında idi,” demekle yetindi. Diğer yandan erken seçim tasarısı Meclis Anayasa Komisyonunda 3 e karşı 22 oyla kabul edildi, yarın saat 14:00 de toplanacak olan Meclis Genel Kurulunda saat 15:00 de oylanacak. Yarın toplanacak olan Yüksek Askeri Şura toplantısına Başbakan Ecevit, hastalığına rağmen toplantı sonuna kadar Başkanlık edecek. YAŞ gündeminde yüksek kademede komuta değişiklikleri var, 4 senelik görev süresi dolan Kıvrıkoğlu emekliye ayrılıp yerine Kara Kuvvetleri Komutanının geleceği bekleniyor, ancak ABD’nin Irak’a yapacağı olası harekât, yüksek kademedeki komuta değişikliliğini düşündürüyor. Ecevit akşama doğru ATV televizyonunda yaptığı açıklamada Irak konularının görüşüldüğünü, ABD’nin yapacağı olası bir harekâtta Türkiye’nin zarar görebileceğini, bundan dolayı harekâtın önlenmesi için görüşmelerin yapıldığını, şimdilik olağanüstü bir şey olmadığını, fakat her zaman tetikte olarak hazırlıklarını yaptıklarını söyledi. (NTV radyo 20:00 / 22:00 / 24:00 ve tüm basın bu toplantılar üzerine değindi).

Sosyoloji dersi.MektupTelefon
Resim: Cavidan Yegül Erten. www.ilhansanatevi.8m.com

1 - 2 - 34 - 5 - 6 - 7 -