|
-7-
“Neden yemek yedikten sonra karnım ağrıyor ve hasta oluyorum?” diye sorduğumda bir cevap alamadım. Demedim mi “ben artık bir kahramanım” diye? «...İki çirkin ağız. Şeytanın ağzıymış, iki elimi ağızlarının kenarlarına geçirip yırtmaya çalışıyorum, o anda dört ünlü karateci beliriyor, şeytana karşı cephe alıyorlar... Geometri dersi çalışıyorum, imtihana gireceğim. Bir daire ve yanında iki nokta, bu iki noktayı bir çizgi ile birleştiriyorum, çizgi daireye teğet olarak, dokunarak geçiyor... (28.12.2001).» Geçen hafta gelen Firuze’nin mektubunu tekrar okuyup cevapladım: “Canım, sana karşı çok mahcubum, geleceğim dediğim halde bir türlü yanına gelemedim. Belki de seni oyaladığımı sanıyorsun, böyle düşünmekle haklısın. Seni fazla oyalamamalıyım; fakat inan bana, içinde bulunduğum durum buna müsaade etmiyor. Oraya gelip seni bir gül gibi koklamayı istemez miyim?.. Gönderdiğin resimdeki kaşların tıpkı rüyamda gördüğüm gibi, seyrek ve hiç alınmamış, en azından ben gelene kadar onları öyle muhafaza et, o kaşlarını tabii haliyle görmek istiyorum... Yeni bir yıla seni düşünerek gireceğim...” Gündüzleri kaybolan çekiciliğim ve yaratıcılığım bu gece üzerimde: «...Sarışın, kısa saçlı mavi gözlü, diğer rüyamda gördüğüm kız yatağımda uyuyor. Yorganın altında başka bir rüyamda gördüğüm uzun saçlı sarışın güzel bir bayan daha görüyorum. “Bunların ikisi de rüyama girmişti,” diyorum. Birinden saklanmak için yatağıma girip uykuya dalmışlar. İkisi de çıplak ve çok güzel. Önce kısa saçlısı, ardından uzun saçlısı ile sevişiyorum. Yataktan ayrılıp elimdeki balmumu ile bir kadın yapıyorum, yüzü önce üçgen oluyor, sonra düzeltip yeni bir şekil, yuvarlak güzel bir şekil veriyorum, canlanıyor, çok güzel bir kadın. Onunla da sevişiyorum... (30.12.2001).» Bu geceki sarışınlar, önceki rüyalarımda1) gördüğüm biri uzun diğeri kısa saçlı bayandı, onları ve benzer kimseleri gerçek hayatta tanımıyorum. Hindistan ile Pakistan arasındaki çekişme kızışıyor. ABD Başkanı her iki devletin başkanını telefonla arıyor, onları ikna edemezse bu ülkelerin büyükelçiliklerine olayları açıklayan birer yazı göndermeyi düşünüyorum. Ruhlar yine peşimde, benden vazgeçmek istemiyorlar, etli butlu kimseler, yakışıklı erkekler ve güzel kızlar durduğu yerde bana saldırmak istemelerine bir anlam veremiyorum: «...Kâbus. Bazı ruhlar beni takip ediyor, uyanmak istiyorum, hareket edemiyorum. Eûzü-Besmele çekiyorum...» Uyanıyorum. Tekrar uykuya daldığımda aynı rüya kaldığı yerden devam ediyordu. Yine uyandım. Bir süre sonra yeniden dalmışım. «...Akşam vakti, evde odadayım. Bir yeğenim yatakta yatıyor, pencerede bizi gözetleyen bazı şeyler, sanki yaratıklar. Bir anda pencerede küçük bir kızın oturduğunu görüyorum, ismi Eda imiş, sonra bir adam geliyor, bu kızın babasıymış, aniden köpek şekline girip bana saldırıyor, hep birlikte onu sakinleştirmeye çalışıyoruz... Türkiye haritası. Harita üzerinde kırk bir derece enlem ile kırk bir derece boylamın kesiştiği yeri görüyorum, dağlık bir yer, Anadolu’nun kuzey doğusu, Doğu Karadeniz Bölgesi, sahilden uzak bir yerde ve gerçek hayatta haritada gördüğüm yer değil de, daha da doğusunda, Gürcistan sınırına yakın bir yer olarak görüyorum... (04.01.2002).» İki sene önceki rüyamda2) haritada gördüğüm yer. Tekrar haritaya baktım. Akşam İlknur aradı, onunla konuşurken biri sanki aynı hatta bizi dinliyor, annem paralelde olamaz, o yatıyor. Bir günün daha devir saati yaklaştığında her zamanki gibi gürültüler azalıyor. Gecenin sessizliği kimilerini korkuturken beni rahatlatıyor, çünkü daha iyi düşünebiliyor, bakışlarımı tek bir noktada yoğunlaştırıp daha iyi hayaller kurabiliyorum. Loş ışıkta, bilhassa karanlıkta daha net seçilebilen bu nokta bazen o kadar derinleşiyor ki, içinden zor çıkıyorum. Bu gecenin sohbeti başka bir diyarın askeriyle: «...Bir tabur Amerikan askeri yürüyüşte, başka silahlı askerler onları koruyor. Silahlı korumalardan biri yanıma gelip benimle konuşuyor, Türkçe konuşuyor. Ona Türk olduğumu söylediğimde Türk’e benzemediğimi ve inanmadığını belirtiyor. “Afganistan’dan geliyorum,” diyorum. Saati soruyor, on iki (veya bir, veya iki) olduğunu söylüyorum, sonra; “halen Afganistan yerel saati, Türkiye saatine ayarlamayı unutmuşum,” diyorum... El Kaide örgütünün yüzde kırkının yakalandığını öğreniyorum... (05.01.2002).» Günlerim iyice kısaldı, üç harflik gün kelimesinden bile kısa. Zamanımın çoğu üşümeyeyim diye yatakta geçiyor. Oturduğumuz yerde kalorifer veya soba olmadığından annem kendi odasını elektrikli soba ile ısıtıyor, benim odamda değil soba, “o odayı kapatıp benim odamda yatıp kalkacaksın, benim odamda oturacaksın” diyerek akşamları lamba yakmama bile karşı. Yataktan öğlene yakın bir saatte kalkıyor, üzerime iki üç kat kazak giyindiğim gibi soğuk günlerde ayrıca uzun ve kalın bornozuma bürünüyor, üşüdükçe yatağın üzerine uzanıp battaniyeye sarılıyorum. Anlaşılan Kazakistan’daki de ele geçti: «...Merasim. İranlı politikacılar protokol yerinde oturuyor. Gidip yanlarına oturuyorum. Merasim yerinden uzun boylu bir Kazak politikacı geçiyor ve askerler, polisler onu selamlıyor. İranlı politikacılardan birinin ayaklarını yıkamam için su ısıtıyorum, leğen getiriyor, ayaklarını içinde yıkıyorum, su ılık olmuş, önceleri benim ayaklarım da kokuyormuş... (06.01.2002).» Çevremde konuştuğum, sohbet ettiğim, hatta selâmlayabileceğim kimse kalmadı, telefondakilerden sadece Firuze ve Serap, nadir de olsa İlknur ile yetiniyorum. Ben evde yokken telefona annem çıktığında hiçbir şey demeden kapatıyorlar. Onlarla konuşmalarım bile kısa sürüyor, annem kulağını paraleldeki telefona veya kapıma dayadığında görüşmeyi noktalıyorum. Gerçek hayatta geceleri ağlayan çok bebek gördüm ve işittim. Rüyalarda öyle değil, genelde sessizler: «...Güzel bir bebek, tanıdığım genç bir bayan; “biz de böyle bir bebek yapalım mı?” diye soruyor... (07.01.2002).» Bugün Afganistan’a giden Alman ve Hollanda askerlerini taşıyan uçak Trabzon’da mola veriyor, askerler içindeyken bakımı yapıldıktan birkaç saat sonra aynı havada inen uçak hava şartlarından dolayı havalanamıyor ve içindeki askerler bir otele yerleştiriliyor. Bence pazarlık konusu burada. ABD Dışişleri Bakanının Belçika ve Kazakistan’daki beyanları, IMF’in beyanı, ekonomiden sorumlu Türk Devlet Bakanının beyanı ve arkasından ABD Başkanının daveti3) bu şüphelerimi doğruluyor. Radyoda işittiğim habere göre bir ABD gazetesi; “Ladin konusunda ortada bir şeyler dönüyor” diye yayım yapmış. Onlara da ORG isimli yazımı gönderirsem neler döndüğünü anlarlar. Yazımın tescilli olduğunu da belirtmeliyim ki benden habersiz bir şey yapmasınlar, ne de olsa eser benim. Gecenin parlak resmi: «...Bir maymun, saçlarını yukarı doğru dikine taramış, yandan poz veriyor... (13.01.2002).» Anlaşılan birinin fotoğrafı çekiliyor. ABD’ye gitme hazırlığında olan Başbakanın iki gün önce basına verdiği beyan, ABD’den beş milyar dolarlık askeri borcun silinmesini isteyeceği yönünde. Acaba neye dayanarak! Ben otuz beş milyon doların hayallerini kurarken iyi bir pazarlık... Dün aldığım Firuze’nin mektubunu tekrar okuyorum: “...Merak etme, o kadar acelem yok, biraz daha bekleyebilirim; fakat fazla bekletme... Seni daha çok etkilesinler diye kaşlarımı alıp incecik yapmayacağım, tüm tabii güzelliğimle seni bekliyorum. Beni bir gül gibi koklamak istediğini yazıyorsun. Unutma! Her gülün bir dikeni vardır...” Böyle bir gülün dikenlerinin her birine katlanabilirim. “Canım,” diye yazmaya başladım: “Kokladığım gülün bir veya birkaç dikeni elime batıp kanatabilir, merak etme; o kanı emip içime sindiririm...” Disiplinli geceler: «...Üç general ile gidiyorum, biri galiba Genelkurmay Başkanı. Bir sürü çamaşırlar, yanlarından ayrılıp çamaşırlara doğru gidiyorum. Çamaşırlar yıkanacak... Almanya’dayım, orada da üç general var ve Bay Mayer’in yanındalar. Bana ne yapılacağını soruyorlar, “çiçek dağıtılacak,” diyorum... (19.01.2002).» Rüyada barışçıl asker görmek bir disiplin uyarısı veya kirli bir şey varsa temizliğe ve disipline davet olabilir, okuduğum rüya tabirleri kitabı böyle ifade ediyor. Ben kirli bir şey mi yapıyorum? Hayır! Çiçek dağıtıyorum, diğer rüyalarda4) dağıtılan çiçekler gibi. Burada da çiçeklerin iki anlamını görüyorum, birincisi; barış, ikincisi; çiçek hastalığı, sığırın bu aralar şarbon hastalığını da temsil ettiği gibi. Hazır konu disiplinsizlikten açılmışken:
Ben “al parayı ver teskereyi” diyen zamanaşımlı askerlerden biriydim. Benim gibilerin oluşturduğu acemi piyadeler bölüğü komutanları hayli uğraştırıyordu. Sabah erken eğitim alanı istikametine adımlayan beş yüz kişilik bölüğün, her köşede aralardan sonlardan destur çekenlerden arta kalan birkaç yüzü alana varıyor, diğer yüzler ormanlık dağa yöneliyordu. “Bizler bedelliler bölüğündeniz ve bizleri görmedin!” diyerek nöbetçilerin yanından geçenler kendilerini akşam içtimasına kadar ormanda kamufle ediyordu. Ormanın yanındaki köyün esnafı bedelliler |
|
ORG ve Tora Bora—4. BÖLÜM © |


|
Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi |
|
|




