<<<<<

-3-

 

pençesinin biri kesilmiş, diğeri de sallanıyor, biraz yardımım fayda vermiyor, ayrılırken dönüp bakıyor ve aksayarak yürüdüğünü görüyorum... (28.10.2001).» Ve yine Güneş doğuyor, yine gözler kamaşıyor, akıllar karışıyor. İkindi vakti telefon geldi. Nazan ablam telefonda;

“Bana bak sarhoş herif! Sen benim yuvamı mı yıkmak istiyorsun?” diye bağırdı.

“Anlat bakalım, ne yapmışım yine.”

“Enişteni arayıp beni ve annemi kötülemişsin, daha ne yapacaksın!”

“Bunu sana kocan mı söyledi?”

“Kim söylediyse söyledi.”

Kan beynime hücum ediyor.

“Ben senin kocanla mı konuşuyorum ki ona telefon açarak sizi kötüleyeyim? İftira atanın kafasına attığı iftira kadar taş düşer, bunu bilmiyor musun sen? Bir daha bana iftira atmayın, yoksa saçlarınızdan sürüklerim sizi! Anladın mı beni?” Bunların niyetleri beni delirtmek… Fakat papağanın pençesi kesilecek, bir diğeri de sallanacak.

Başka âlemlerde geceler korku dolu: «...Ayrı âlemlerden, iki-üç ayrı âlemden gelen çirkin yaratıklar, kafasız, memeli, yüzgeç ayaklılar, kimi de kısa kanatlı. Babam, Mete ağabeyim ve ben, onlardan kaçmak için bir vasıtayı hazırlıyoruz, vasıtanın kilometre göstergesini ayarlıyorum, kaçtıktan sonra babamı bir yerde bırakacağız. Ben ikinci âlemden veya diyardan geçerken oranın bir yaratığı elinde tabanca ile önüme geçiyor ve “burası bizim bölge,” diyor... Bir jet uçağı büyük bir uçağa refakat ederek inişe zorluyor. Büyük uçak Amerikalıların, alçalıyor ve piste iniyor. Askerler bir sokağa, yere bir sıvı püskürtüyor, metre ile ölçmek istiyorum. Bende kısa bir metre var, üç metre uzunluğa kadar ölçüyor, beş metre uzunluğa kadar ölçen bir diğerini arıyorum... (29.10.2001).»  Öğlen vakti telefon çalıyor, telefondaki Serap;

“Annemle yine kavga ettik, size gelebilir miyim?” diye sordu.

“Nereden arıyorsun şimdi?”

“Evin yakınında bir kulübedeyim.”

“Oraya geliyorum, beni bir yerde bekleyebilir misin?”

“Buradaki parkta beklerim, bir saat sonra parktayım.”

Hemen çıkıp gittim. Ona ne diyebilirim ki! Buraya getirirsem annem ona mutlaka zarar verir, başka şeyler düşünmeliyim. Buluşma yerindeyim, beni bekliyor, yakındaki bir alışveriş merkezinin kafeteryasına oturduk.

“Annemin nasıl biri olduğunu anlatmıştım, sana zarar vermesinden korkuyorum.”

“Onunla iyi anlaşabilirim, biliyorsun; mahalledeki yaşlı kadınlarla iyi anlaşıyorum, hepsi beni sever.”

“Annem başkaları gibi değil… Zeliha’yı görüyor musun?”

“Ara sıra, bir işe girmiş, çalışıyor.”

“Onunla bir konuşsak? Belki bir müddet onlarda kalabilirsin, sonra başka şeyler düşünürüz.”

“O hayır demez, ama senin yanında kalmam bani rahatlatıyor, kendimi daha rahat hissediyorum.”

“Bunu biliyorum. Ya annem! O beni düşündürüyor, bence Zeliha’nın yanına gidip konuşmalıyız.”

Birlikte Zeliha’nın çalıştığı yere gittik, birkaç gün onlarda kalacak. Cüzdanımdaki paranın yarısını Serap’a verip;

“Bu kart ile beni her gün kulübeden ara ve durumundan haberdar et,” diyerek cebimden çıkardığım telefon kartını da uzattım.        

Gündüzleri olduğu gibi geceleri de beklemeye başladım. Bir yerden sabır bekliyorum: «...Yılbaşı için hazırlık yapılıyor. Bir yerde oturup yılbaşı kutlama zamanını bekliyorum... (30.10.2001).» Her ay sonu olduğu gibi sabah erken, gün ağarır ağarmaz, annemin dışarı çıktığını işittim, abonesi olduğu üfürükçüye gidiyor, suya baktırıp benim ne haltlar karıştırdığımı öğrenecek. Serap telefonla arayıp iyi olduğunu söyledi. Bazı zamanlar olduğu gibi bugün de meçhul telefonlar geldi; ya biri beni telefonla kontrol etmeye çalışıyor veya bir telefon sapığım var.

Bu gece şaşkınlık yine üzerimde: «...Fotokopi çekeceğim; fakat makine çalışmıyor. Altan ağabeyimin oğlu yeğenim Alper; “starta bas!” diyor ve fotokopiyi çekiyorum... (01.11.2001).» Ay sonlarına doğru hasta gibi görünen annem nihayet öğleden sonra dimdik, göğsü gerili ve hareketli bir şekilde geldi, üfürükçüsünden şifasını bulduğu anlaşılıyor. Kendisiyle konuşmadığımdan mesajını bir kâğıda yazıp kapımın önüne bırakmış: “Sana gelen mektupları alma, postacıya geri ver, evde de uyuşturucu bulundurma…” Üfürükçü ve ona inanan annemin çok ileri gittiklerinin farkındayım. Ne yapmam gerektiğini düşünsem de bir sonuca varamıyorum. Bunların niyetleri galiba beni içeri attırmak… Yine titriyorum, bu sefer sinirden. 

Kimi geceler insanları azdırıyor: «...Ali Kara isimli birinin evinde misafirim, sarışın bir bayan arkadaşı da evde. Birlikte eğleniyoruz, içki içiyor, nara atıyor, horan tepiyor ve Kızılderili dansı gibi dans edip tepiniyoruz. Kimse gürültüden şikâyet etmiyor... Ablam Nazan bir bebeği yatağı ile birlikte sırtında taşıyor, yatak büyük, ona; “bebeği düşürürsün, dikkat et!” diyorum... (02.11. 2001).»  Dışarıdan gelen annem yine bana çıkıştı:

“Evde olmadığım zaman ne haltlar karıştırıyorsun?”

“Yine ne yaptığımı öğrenebilir miyim?”

“Bakkaldan gelince merdivende komşu kadınlardan birine rastladım, bana ‘bu havada ne gezip duruyorsun,  evinde güzelce otursana’ dedi.”

“E… Ne olmuş? Ben ne yapmışım peki?”

“Daha ne olmuş diyor! Demek ki ben evden ayrılınca apartmanda neler yapıyorsun, kim bilir ne âlemler yapıyor, kimleri rahatsız ediyorsun burada… O telefonu da kapattıracağım, kadınlarla konuşasın diye bağlatmadım telefonu.”

“Anne, başımdan defol artık!” diye bağırdım. Şimdi de apartmandaki komşularla beni birbirimize düşürecek… Param yok ki onu alıp bir hastaneye götüreyim. Asıl korkunç olanı herkesin ona inanması, “yaşlı bir kadın ve anne yalan söylemez” demeleri.

Kirli çamaşıra kimse dokunmaz, temiz olanı kullanılır veya çalınır: «...Yıkanmış temiz çamaşırlarım, iç çamaşırlarım annemin balkonunda asılmış. “Annem odama anahtar uydurup bazı çamaşırlarımı almış,” diyorum... (05.11.2001).» Afganistan’a bombalar yağarken diğer taraftan bu ülke için geçici bir hükümet kurulması çabaları var. Buna yönelik Afgan delegasyonlarının toplantısının İstanbul’da yapılacağına dair söylentiler sıkça basında. Serap bugün aramadı, dün de aramamıştı. Zeliha’yı arayıp onu sormak için telefona sarıldım, o da ne! Telefon kapatılmış... Annem telefonu kapattırmış. Dışarı çıkıp kulübeden aradığımda Serap’ın iki gün önce tekrar annesinin yanına gittiğini söyledi.

Günümü karartan kara bulutlar kimi kez önceki geceler hissediliyor: «...Üç müstakil ev. Dışarıdayım, hava bulutlanıyor, siyah yağmur bulutları. Komşulara ve yanımdakilere; “yağmur yağacak, evlerinize girin,” diyorum ve bahsettiğim yağmur başlıyor, “çay içmek için bana gelirsiniz,” diyerek evime giriyorum... Yolda, ayaklı sabit bir fotoğraf makinesiyle fotoğraf çekiyorum, “şanslılar için fotoğraf, hediyesi var!” diye seslenerek reklâm yapıyorum, hediyesi de şeker sakız gibi şeyler. Gelip geçenler komik pozlar veriyor, ben de poz verenlere fotoğraf çeker gibi küfür işaretleri yaparak gülüyor ve eğleniyorum, çok gülüyorum. Oradakiler poz vermek için sıraya giriyor...» Gülerek uyanıyor ve halen gülüyorum. Tekrar dalmışım: «...Büyük bir satış veya paketleme firmasındayım. Firma çalışanları, içine çiçek yerleştirilecek karton kutuları masalar üzerinde açıp seriyorlar. Salonlara monte edilmiş emniyet kameraları; her geçtiğim yerde kameralar otomatik olarak resmimi çekiyor... (10.11.2001).» Aklıma ay sonunda gördüğüm bir rüya geldi, maymunlar orada aynı hareketi yapmıştı. Şimdi sıra bendeymiş diye düşünüyorum; fakat kime karşı? Bu bilmeceyi bir çözebilsem… Anladığım kadarıyla yakında çok kişilerin, “şanslıların” resimleri çekilecek. Ya çiçek kutuları?..

Bazı olayları kara kutular açığa çıkartıyor, onlar gecelerin radyoları: «...Bir bara girip yüksek bir taburede oturuyorum. Yanımda sarışın mavi gözlü bir bayan, gözlüksüz iyi göremiyormuş, sohbet ediyoruz. Konuşmayı sürdürürken o kalkıp arkada başka bir yere oturmuş, onun kalktığı yere oturan ve onunla konuştuğumu sandığım bir erkekten özür diliyorum. Kalkıp tuvalete gidiyorum, bir sürü temiz tuvalet, oradan çıkarak bir mağazaya girip elime radyo alıyorum. Bayanın biri o radyoyu benim için satın alacak; çünkü önceleri aynı radyodan ona vermişim, markası: ?..  Radyonun sesini açıyoruz, müzik çalıyor, bu arada ben mağazadaki gömleklere bakıyorum... Sarışın, uzun saçlı güzel bir bayan, büro veya evin tozlarını alıyor, camları da silecek... (11.11.2001).»  Sabah uyandığımda radyonun markasını unutuyorum, bana bazı şeyler ifade edebilirdi. Bugün New York’ta havalandıktan

>>>>>

ORG ve Tora Bora—4. BÖLÜM  ©

Roman

Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi

Çirkin yaratıklar.UçakEğlenceli geceler.Yağmur bulutları.
Resim: Aşan Cora. www.ilhansanatevi.8m.com

1 - 2 - 3 -  4 - 5 - 6 - 7 - 89 - 10111213 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 1920 - 21 - 22

Aşan Cora

Anasayfa/HOME       Roman       Bölüm1      Bölüm2    Bölüm3    Bölüm5         DEUTSCH    ENGLISH

Sohbet odası