|
ORG ve Tora Bora—4. BÖLÜM © |


|
Olaylar, Rüyalar, Gerçekler ve Tora Bora Kalesi |
|
-2-
“Bir de bana soruyor… Eve gizlice getirdiğin kadın!” Artık deliriyorum... Durgun denizde hareketli bir vals: «...Suda yüzüyorum. Bir balina bana dokunuyor, sanki benimle oynuyor. Ben su içindeyken sürekli yanımda, yan yana yüzüyoruz, ben de ona dokunuyorum, su yüzeyine çıkınca benimle konuşuyor, o beni veya ben onu öpüyorum... (01.10.2001).» Evden çıktığımda, hatta tuvalete gidince bile odamı kilitliyorum. Küçücük odamda fazla yer olmadığı için çatı arasına koyduğum ansiklopedilerim, kitaplarım ve taşındıktan sonra açmadığım bir çuval dolusu eşyam yok… Hepsi atılmış. Anneme göre, güya geceleri gizlice eve getirdiğim kadın ben uyuyunca hepsini alıp götürmüş. Çocukluğumu, kasabadaki gençliğimi hatırlıyorum, orada yaptıklarını, bir şeyler yapıp başkalarının üzerine attığını hatırlıyorum. Bu gece borçlu çıktım: «...Bir kadına para vereceğim, ona yetmiş beş borcum varmış... (02.10.2001).» Diğer rüyamdaki1) “Malatya 75” sanki bana bir şeyler açıklayacak. Ayrıca kırk bir rakamı… Bunda başka şeyler daha olmalı, bir iz olmalı, rüyada bıraktığı gibi: “41 rakamı yere düşmüş, duvarda ise izi kalmış.”2) Muamma bunun neresinde? Beynim zonkluyor. Beni her gördüklerinde, bana rastladıklarında selâmlayan apartmandaki komşular selâmlarından vazgeçmiş, hatta bazıları beni görür görmez içeri girip kapısını kapatıyor. Patlak lastik fazla ileri götürmez: «...Hafta sonunda kutlama yapılacak, bunun için hazırlık yapılıyor, davetiyeler basılacak ve kutlama saati olarak da 20 veya 21 yazılacak. Ben; “saat yirmide olsun,” diyorum. Kutlama için bir araba, bir pikap alınıyor; fakat sağ ön lastiği patlak. Bir bayandan lastik tamiri için yirmilik ve onluk olmak üzere otuz milyon lira alıyorum. Aynı gün Ana Muhalefet Partisinde de kutlama varmış... (05.10.2001).» Aklıma diğer rüya3) geliyor, bir seçimin olacağı tekrar hatırlatılıyor gibi... Seçim davetiyeleri ve arabaları hazır; lakin bir patlaklık var. Kutlama da hafta sonu yapılacak, seçimler herhalde hafta içi yapılacak değil. Ana Muhalefet Partisinde kutlama... Peki, seçimin diğer olaylarla bir alakası olabilir mi? Galiba artık saçmalıyorum. Bir bilmece daha: Kimi gelir kimi gider, ortadaki tın tın eder. Cevabını ben biliyorum: «...Bir tren yolunda iki ray hattı arasında istasyona doğru yürüyorum. Oradan trene binip Malatya’ya gideceğim. Sağımdan ve solumdan art arda hızla geçen yolcu dolu trenler. Bazı trenlerin içinde sadece sakallı ve yaşlı adamlar, bazısında sadece alnı numaralı adamlar var. İstasyonda gidiş-dönüş bileti alıyorum. Galiba saat on altıya... (07.10.2001).» Bugünkü gazetelerde: “İtalya’da havaalanı pistinde iki uçak çarpıştı.4) Yüz ölü.” Sokakta bana rastlayan annemin akrabaları da beni görmezlikten gelip kafalarını çeviriyor, evimize bile kimse uğramıyor artık. Hem kanadı kırık hem de soyu tükenmekte olan bir çöl kuşu gibi hissediyorum kendimi: «...Okulda dersteyim, arkadaşım Paul da sınıfta. Gözlüklü, kısa dalgalı ve siyah saçlı bayan öğretmen bana “adın ne?” diye soruyor. İsmimi kâğıda yazıp gösteriyorum. “Peki ya anlamı nedir?” diye tekrar soruyor. “Ural’ın doğusundaki Turgay şehrinden, ayrıca bir çöl kuşu. Soyadım malum,” diye cevaplıyorum... (17.10.2001).» Rüyamda gördüğüm bu öğretmen, önceki rüyamda5) Boston şehrine birlikte paket gönderdiğimiz bayanı hatırlatıyor. Arkadaşım Paul! Papa Johannes Paul da 22 Eylülde Kazakistan’a gitmişti. ABD’li yetkililer, Papa Kazakistan’dan ayrıldıktan sonra Afganistan’da bombardımana başlayacaklarını söylemişlerdi. Bunları hatırlıyor, fakat ismimle bir bağlantı kuramıyorum. Bazı gecelerin sohbetine de doyum olmuyor: «...Bir barda oturuyorum. Amerikan askerleri sivil otolarla bara gelip içeri giriyor. Onlardan biri sarışın, mavi gözlü bir bayan asker, ona bakıyorum, sonra oturup konuşuyoruz... (21.10.2001).» Bugün bir misafirimiz var, adı Nazmi, annemin yeğeni, yani teyzemin oğlu. Onu önce tanıyamadım, en son gördüğümde küçüktü ve aradan seneler geçti. Sohbetimiz sürerken; “Birlikte dışarı çıkalım, gezinti yaparız, hem biraz açılmış olursun,” dedi. Çıkıp dolaştık. Annesinin diğer teyzesi Asiye’nin yanında olduğunu söyledi. “Hadi onlara gidelim! Annemi de görmüş olursun.” “Gidelim, teyzemi görmeyeli uzun seneler oldu,” dedim. Müşterek teyzemiz Asiye’nin evine gittik. Ev kalabalıktı, akrabalar bir arada. Herkes sırasıyla bir şeyler anlatıyor. Sıra teyzeme, Nazmi’nin annesine geldi ve bana yöneldi: “Sen neden evlenip bir yuva kurmuyorsun, hayatını bir düzene sokmuş olursun hiç mi değilse.” “Teyze biliyorsun, işim gücüm her şeyim dağıldı, bir kuruş param kalmadı, bu durumda hangi düzeni kurabilirim?” “Hep annenin eline mi bakacaksın? Kadın elindeki paraları senin için harcıyor, ev alıyor.” “Annemin kendi parası mı?” “Kimin olacak? Tabii ki annenin! O evi de senin için almış, sen evlenip yuva kurasın diye.” “Bunları annem mi anlatıyor?” “Durumu kendimi gözlerimizle de görüyoruz, ‘oğlun neden evlenmiyor?’ diye sorduğumuzda annen ‘bir türlü everemiyorum’ diyor.” Demek; “eve gizlice kadın getiriyorsun, evlenip orospulara mı bakacaksın?” diye bana çıkışan annem başkalarına böyle şeyler anlatıyor. Teyzem devam etti: “Her gün içki olur mu? Kumar olur mu? Hele uyuşturucu! İşte bunlar insanı batırır, işini de kaybedersin evini de, kimse yüzüne bakmaz senin.” “Teyze sen ne içkisinden, kumardan ve uyuşturucudan bahsediyorsun?” “Bana bak! Bir anne yalan söylemez, bir anne çocuğunun kötü olmasını istemez.” Halen kendi bacısını tanımıyor! Ablasını hayatında kaç defa görmüş ki tanısın… Herkes de anneme inanıyor. Çünkü “bir anne çocuğunun kötü olmasını istemez” miş. Annem beni kötü yapmış bile. Neden herkesin bana sırtını döndüğünü şimdi anlıyorum. “İçinizden biri beni içki içerken veya sarhoş halde gördü mü? Bir kahvehaneye gidip tavla bile oynadığımı gören oldu mu? Uyuşturucu aldığımı kim gördü? Siz hiç ablanızın hayatında bir gün olsun bir yerde çalışıp kendi parasını kazandığını gördünüz mü? Hiç sormadınız mı ona bu paraları nereden, kimden aldın diye? Sizin akrabalarınızdan biri annemi dolandırdığında ona giderek ‘neden ablamızı dolandırdın?’ diye sordunuz mu?” Bir daha onlara uğramamak düşüncesiyle sinirli bir şekilde yanlarından ayrıldım. Geceleri hafiye gibi iz peşindeyim, ne yazık ki pipom eksik, onları gündüz satmıştım: «...Masaya benzeyen bir araçla havada uçuyoruz, yanımdakine; “ben iyi kullanamıyorum, aracı sen kullan,” diyorum. Geniş, bol sulu bir nehrin üzerinden karşıya uçacağız; fakat büyük bir vinç geçişimizi engelliyor. Önce biri karşıya geçip vinci durduruyor, sonra karşıya uçuyoruz. Havada bir uçak, içindekiler bizi gözetliyor. Karşıya indiğimizde iki erkek ve bir bayan görüyoruz, top oynuyorlar, onları okuldan veya başka yerden tanıyorum. Bayan açık göğüslü giyinmiş. Erkeklerden biri başka birini dövmüş, yaralamış, bu yüzden aranıyormuş, ödülü seksen milyon lira, o burada saklanıyor ve parası kalmamış. Eski çalıştığı yerden parasını istiyormuş; fakat onlar vermiyormuş... (22.10.2001).» Rüyamda aranan ve başına ödül konulan kimse Usame bin Ladin, o bir su havzasının diğer tarafında saklanıyor. Top oynuyorlar, yani bana oyun oynuyorlar, bir yerde aldatmacılık var. Gecenin güzel sürprizi: «...Salonda kanepe üzerinde yatıyor, sonra kahve içip bulaşık yıkıyorum. Genç bir bayan, isminin Necla olduğunu söylüyor, onunla sevişiyor ve cinsel ilişkiye giriyorum. Birisi, üzerine yazı yazılmış bir duvarı kahverengiye boyuyor... (26.10.2001).» Mahallede herkes beni kötü tanıyor. Belki de serseri, kumarbaz, içkici diye. Fakat hiç biri beni ne içki içerken veya sarhoş bir halde, ne de kahvehane köşelerinde gördü. Bana iftira atılıyor,6) hem de annem tarafından. Seneler önce Mete ağabeyim beni uyarmıştı; “bir gün sen de annemin iftiralarına uğrayacaksın, dikkat et!” diye. Isıtan, gözleri açan Güneş ile kiminin gözleri kamaşıyor kimi bir şeyler karıştırıyor. Her şey ne denli plânlı; o gidiyor bir küçüğü çıkıyor ve karanlıkta sessizce süzülüp geçerken büyüğündekileri yansıtıyor. İşte o an neler görünüyor neler; kimi sayfiyeleşiyor, yeşili yiyip yapılanıp yuvalanıp eğleniyor, kimisi tatilleşiyor, kalbini unutup salınıp keyifleniyor, kimileri de inciniyor, itibarını yitiriyor, kabrini görüp tepiniyor:«...Yeşillik, ağaçlık, bahçe gibi bir yer. Ağaçlarda maymunlar var, gelip geçenlere elleriyle küfür işaretleri yapıp eğleniyorlar, oradan geçen herkes maymunların bu hareketlerine bakıp; “ne güzel yapıyorlar, ne de sevimli şeyler,” diyerek gülüyor, kimileri bu maymunları başkalarına parmaklarıyla işaret edip göstererek kahkaha atıyor... Büyük bir geyik, yerde tepinirken boynuzları düşüyor, burnuna halka ile zincir takmışlar, acı çekerek tepiniyor. Halkayı çıkartmak istiyorum, sonra vazgeçip; “çıkartamam, beni tepeler,” diyorum. Bir papağan, yürüyemiyor, |
|
|




